Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?
İçerik şu anda görüntülenemiyor
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.


Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.



Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes), tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü.



Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık.



Para harcayabildiğîm sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü.



Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler [vasiler, ç.] insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için , gerekeni yapmaktan geri kalmazlar.



Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler.



Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir, ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar. Demek oluyor ki her birey için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan bu ergin olmayıştan kurtulmak çok güçtür.



Hatta insan bu duruma seve seve katlanmış ve onu sevmiştir bile; işte bu yüzden o, kendi aklını kullanma bakımından gerçekten de yetersizdir; çünkü onun böyle bir deneyi gerçekleştirmesine asla izin verilmemiştir, o aklını kullanmayı denemeye hiç bir zaman bırakılmamıştır.



Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayak bağı olurlar.



Biri çıkıp yürümeyi köstekleyen bu zincirleri atsa da, en dar hendekten bile hemen öyle pek kolayca atlayamaz; çünkü o henüz kendisine güven duyarak bacaklarını özgürce hareket ettirmeye daha alışamamıştır. İşte bundan dolayı da ruhlarını, zihinsel yanlarını kendi başlarına işleyip kullanarak ergin olmayıştan kurtulan ve güvenle yürüyebilen, pek az kişi vardır. Oysa buna karşılık, kitlenin kendi kendisini aydınlatması daha çok olanak taşır; hatta ona özgürlük, yani özgür olma hakkı tanınırsa bu durumun önüne geçilemez de.



Çünkü yığının içinde, kamuda vasiler arasında bile- bağımsız düşünebilen bir kaç kişi her zaman bulunacaktır; bunlar önce kendi boyunduruklarını atacaklar, sonra da' insanın kendindekini akıllıca değerlendirmesi yanında bağımsız düşünmenin kişi için bir ödev olduğu anlayışını çevrelerine yayacaklardır. Ama eskiden kitleyi boyunduruk altına sokan ve kendileri de aydınlanmaya öyle pek layık olmayan ve hak kazanmayan gözeticilerden bir kaçı şimdi çıkıp da kitleyi boyunduruktan kurtulmaları için kışkırtırlarsa, öteki gözeticiler bunları 'boyunduruk altında kalmaya zorlarlar; önyargıları yerleştirmenin işte böyle zararları vardır, ve bu önyargılar kendilerini yayanlardan sonunda öçlerini alırlar. Bundan dolayı: kamu ancak yavaş yavaş aydınlanmaya varabilir.



Gerçi devrimler ile bir 'baskı rejimi, kişisel bir despotizm, bir zorbalık yönetimi yıkılabilir; ancak yalnız bunlarla, düşüncelerde gerçek bir düzelme, düşünüş biçimlerinde ciddi bir iyileşme elde edilemez; tersine, bu kez yeni önyargılar, tıpkı eskileri gibi, düşüncesiz yığına, kitleye yeni birer gem, yeni birer yular olurlar: Oysa aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır. Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.



Ne var ki her yandan «düşünmeyin! aklınızı kullanmayın! » diye bağırıldığını işitiyorum. Subay, «Düşünme, eğitimini yap! », maliyeci «düşünme, vergini öde! », din adamı «düşünme, inan! » diyorlar. (Şu dünyada yalnız bir kişi var ki o da, «istediğiniz kadar ve istediğiniz şeyi düşünün, ama itaat edin! » diyor) 3. Her yerde özgürlüğün sınırlanışı var.



Peki hangi türde bir sınırlama aydınlanmaya karşıdır, hangisi değildir, ve hangi biçimde bir sınırlama tersine özgürlüğe yararlıdır? Yanıt vereyim: kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir; buna karşılık aklın özel olarak kullanılışı [der Privatgebrauch], genellikle çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak bir biçimde sınırlandırılabilmiştir ve bu da Aydınlanma için bir engel sayılmaz.



Kendi aklını kamu hizmetinde kullanmaktan [der öffentliche Gebrauch], bir kimsenin, örneğin bir bilginin bilgisini ya da düşüncesini yani aklını, onu izleyenlere, okuyanlara yararlı olacak bir biçimde sunmasını anlıyorum.



Aklın özel olarak kullanılmasından da kişinin, kendi işi ve memuriyeti çerçevesinde, kendisine emanet edilen topluma ilişkin bir hizmeti ya da belirli bir görevi yerine getirmesi diye anlıyorum. İmdi kamunun çıkarlarını etkileyen bazı işlerde, yapay bir ortak anlaşma gereğince ve hükümet tarafından kamu amaçlarına uygun biçimde ve 'hiç değilse onu ortadan kaldırmayacak şekilde, kanunun bazı üyelerince kullanılabilecek bazı belirli işlemlere, belirli mekanizmalara gereksinme duyulur.



Bu gibi durumlarda aklı kullanma tartışmasına kuşkusuz izin verilmez, itaat etme kesin emirdir. Fakat kendisini makinenin bir parçası sayan herhangi bir insan, yine kendisini bir topluluğun üyesi, hatta, evrensel uygar bir toplumun üyesi olarak tanıtması durumunda, örneğin bir bilgin sıfatıyla, kendi düşünme yetisine dayanarak yazılarıyla kamuya yönelir; her hal ve durumda aklını kullanır, ama, zamanında edilgin olarak da olsa görev yaptığı durumları ve işleri de zarara uğratmadan yapar bunu. Üstlerinden aldığı bir emir üzerinde, onun yararlılığı ya da yararsızlığına ilişkin olarak akıl yürüten bir subayın tutumu tehlikeli ve zararlıdır, onun ödevi yalnızca itaat etmektir.



Fakat eğer bu konuda doğru olmak gerekiyorsa, bir bilgin olarak onun askerlik hizmetinin yanlışları üzerindeki eleştiri ve düşünceleri ve bunları kamu önüne yargılanması için götürmek istemesi yasaklanamaz. Yine bunun gibi yurttaş, kendisine düşen vergiyi ödeyemezlik edemez; hatta bu gibi vergilere ilişkin yapılan acımasız eleştiriden ve ödememeye yönelik davranışlar, bu uymamaların genelleşebileceği gerekçesiyle cezalandırılabilir. Bununla birlikte bir bilgin olarak aynı vatandaş. kamu önünde vergilerin uygunsuzluğu ve adaletsizliği üzerindeki düşüncelerini açıkça belirttiği zaman asla yurttaşlık yükümlülüklerine karşı gelmiş sayılmaz.



Yine aynı şekilde bir papaz da hizmetinde bulunduğu kilisenin öğretileri ile uygunluk ve uyum içinde işi gereği kilisenin inançlarını cemaatine ve halkına öğretmekle yükümlüdür. Fakat bir din bilgini olarak o, bu inançları pekâla eleştirebilme özgürlüğüne ve daha fazlasına sahiptir;  büyük bir itina ve dikkatle ölçülüp-biçilmiş ve tartılmış düşüncelerini, çok iyi bir biçimde yönlendirilmiş eğilimlerini kamuya iletmek sorumluluğuna sahiptir; bunlar, sözü geçen dinsel öğretilerin yanlış yönleri üzerinde alabileceği gibi, dinin ve kilise işlerinin düzeltilmesine ilişkin de olabilir ve bunu yaparken de vicdanını rahatsız edecek hiç bir şey söz konusu olamaz.



Kilisenin sadık bir hizmetkârı olarak görev ve yükümlülüklerine uygun bir biçimde vaaz verirken o, kendi kişisel kanılarına göre bunu yapmak özgürlüğüne sahip değildir; ama kendisinin yükümlü olduğu şekilde ve başka bir otorite adına dinsel telkinde bulunmak zorundadır.



O şöyle söyleyecektir: Kilisemiz bunları ya da şunları öğretir; işte kullandığı kanıtlar da bunlardır. Cemaati yani dinsel topluluğu için kendisinin bile tam bir inançla bağlı olmadığı dinsel kuralların pratik yaranlarını ve avantajlarını gösterirken o, bunlar içinde saklı bir hakikatin bulunmasının olanaksız olmadığını ve içsel dine karşı çıkan hiç bir şeyin bulunmadığını söylemek durumunda kalır. (Bu gibi dinsel öğretilerde, her durum ve olayda dinin özüne hiç bir şey karşı gelmemiştir, gelemez) .



Papaz eğer, bunlardan hiç birini öğretilerde bulamadığını düşünecek olursa, işte o zaman resmi görevlerini vicdanı rahat olarak yürütemeyecek ve görevinden ayrılması gerekecektir. Sonuç olarak din adamının cemaatinin önünde bir eğitimci imiş gibi aklı kullanması yalnızca aklın özel kullanımı olmaktadır, çünkü burada cemaat ne kadar büyük ve kalabalık olursa olsun bir aile toplantısı söz konusudur ve papaz olarak o kişi özgür değildir ve olmamalıdır; çünkü o kendisine dışardan yüklenen bir görev ile bağımlıdır.



Buna karşın, alanının bir bilgini olarak din adamı yazılarıyla halka hitap ederken, dünyaya seslenirken, yani rahip olarak aklını kamu hizmetinde kullanırken, aklın herkes için kullanımının ve kendi adına konuşmanın sınırsız özgürlüğünden yararlanır.



Zira halkın ruhani yani tinsel işleriyle ilgileneceklerin kendilerinin de ergin olmamaları gerektiğini sanmak yakışık almayan ve saçmalıkları sürekli kılan bir saçmalıktır. Fakat bir kilise meclisinde ya da Presbiteryen kiliselerindeki kutsal yönetim kurulunda (Hollanda'lıların böyle söylediği gibi) görüldüğü üzere, ruhbanlar sınıfı değişmez kesin bir dinsel öğretiler manzumesini, hem kendi üyelerinin her biri üzerinde, hem de onların aracılığıyla halk üzerinde, her zaman için değişmeyen bir koruyuculuğu güvenle sürdürmek amacıyla, bir yemine dayanarak ortaya koymak hakkını kendilerinde bulmamalı mıdırlar? Hemen yanıt vereyim bu kesinlikle olanaksızdır.



Söyle ki, insan soyunun gelecekteki her yeni aydınlanmasına engel olacak 'böyle bir anlaşma kesin olarak bir hiçtir, mutlak olarak boş ve gelecekten yoksundur; kaldı ki böyle bir sözleşme, en üstün bir yetke ya da parlamentolar veya en gösterişli ve görkemli barış antlaşmaları tarafından onanmış olsa bide.



Çünkü hiç bir çağ bir, yemine dayanarak kendisinden sonra gelen dönemlerin, hem de pek önemli konularda, bilgilerini genişletmemesi ve yanılgılarını düzeltmemesi ya da aydınlanmada ileri gitmemesi için herhangi bir anlaşmaya yönelemez. Böyle bir şey insan doğasına karşı işlenmiş bir kıyım olur; çünkü sözü geçen bu durum, insan doğasının köktenci amacı ve belirlenim ilkelerinden biri olan ilerlemeye aykırıdır ve bundan dolayı daha sonraki kuşaklar da bu gibi anlaşmaları yetkisiz ve suçlu bularak bir kenara bırakmakta tamamiyle haklıdırlar.



Şimdi acaba aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? sorusu sorulunca, yanıt şöyle olacaktır: Hayır, aydınlanmış bir çağda değil, fakat aydınlanmaya giden bir dönemde, bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz. Şimdiki zamanlarda olduğu gibi, insanlığın bir bütün olarak, başkasının rehberliği olmaksızın, dinsel konularda kendi aklını iyi bir biçimde ve güvenilir bir şekilde kullanması durumunda olması ya da bu duruma getirilebilmesi için kat edilecek daha çok yolumuz var.



Fakat bu yönde özgürce çalışmak için şimdi onların yolunun temizlenip aydınlatıldığına ilişkin farklı göstergelere sahibiz; böylece evrensel aydınlanmaya giden yoldaki engeller, insanın kendi suçu ile düşmüş bulunduğu bu ergin olmayış durumundan kurtuluşu ile ilgili güçlükler yavaş yavaş da olsa giderek azalmaktadır. İşte bu bakımdan çağımız bir aydınlanma çağıdır ya da Friedrich'in yüzyılıdır. Bir prens din konularında, halkına herhangi bir emir vermemeyi ya da yükümlülük yüklememeyi kendi görevi bakımından bir küçüklük ya da bir gerilik olarak görmez ve halkını tüm bir özgürlüğe doğru yöneltirse, hatta bu prens hoşgörülü gibi kibirli bir sıfatı kabul ederek bir zayıflık da gösterse, o aydınlanmış bir kimsedir. İşte böyle bir kimse çağdaşlarınca ve kendisine borçlu olacak daha sonra gelenlerce; insanlığı ergin olmayıştan ilk kez kurtaran, hükümeti ilgilendirdiği oranda ve bütün insanları vicdanları ile ilgili tüm konularda akıllarını kullanmada özgür bırakan bir insan olarak onurlandırılmayı hak eder.



Onun yönetimi altında kilise ileri gelenleri kendi resmi görevlerinin yapılmasını gerekli gördüğü konularda önyargılı davranmaksızın ve faz- la ayak diretip karşı koymaksızın bir bilim adamı gibi kendi güçleri ve olanakları elverdiği ölçüde özgür bir biçimde ve halka açık olarak kendi kanılarını, düşüncelerini ve kararlarını dünyanın yargısına, oyuna ve onayına sunabilirler, hatta bu tutum yer yer, şurda burda ortodoks öğretiden sapmaları da beraberinde getirse bile; işte bu durum herhangi resmi bir görevle sınırlandırılmamış diğer kimselere de uygulanır.



Bu özgürlük ruhu dışarıya doğru da bir açılma ve yayılma gösterir, öyle ki; kendi işlevini yanlış anlayan, görevini kötüye kullanan ve rolünü başarıyla oyna- yamayan hükümetlerce empoze edilen dış engellemelerle bile sataşmak zorunda kalır. Bu gibi hükümetler, en azından ulusun birliğini ve halkın uyumunu tehlikeye düşürmeksizin özgürlüğün böyle bir ortamda nasıl var olabildiğini gösteren parlak birer örnektirler. Artık insanlar kendi rızalarıyla yollarının üstünden barbarizmin, bir 'tür büyüklük kompleksinin yavaş yavaş kaldırılması için çalışacaklar ve bu da benimsenmiş, yapma ve uydurma birtakım ölçülerin insanları bunların içinde tutmasının ortadan kaldırılmasıyla birlikte gerçekleşecektir.



Burada aydınlanmanın yani insanın kendi kabahati sonucunda karşı karşıya bulunduğu olgun olmayış ya da kendi sorumluluğu sonucu düştüğü ergin olmayış durumundan kurtuluşunun odak noktası olarak din konularını belirlemeye çalıştım. Çünkü bilimler ve sanatlarla ilgili olarak yöneticilerimizin bu konular üzerinde söz sahibi olma ve koruyuculuk yapma rolü oynamaları çıkarlarına uygun düşmez; ikinci olarak din bakımından ergin olmayış her şeyden daha çok tehlikeli, zararlı ve onur kırıcıdır.



Fakat bilimlerde ve sanatlarda özgürlüğe öncelik tanıyan bir devlet başkanının düşünme biçimi daha ileri bir yayılım gösterir ve kendi yasası açısından bile vatandaşlarının kendi akıllarını serbestçe ve herkese açık olarak kullanmasına izin vermesinde hiç bir tehlikenin bulunmadığını bilir, herkesin önünde daha iyi bir yasanın yapılması için onların düşüncelerini alır; bu durum yürürlükteki yasanın doğru, içten ve açık bir eleştirisini getirse bile; önümüzde bu türe uygun çak parlak bir örnek vardır, hiç bir yönetici bizim kendisini onurlandırdığımız bu kimseyi şimdiye değin aşamamıştır. [Büyük Friedrich ç.] Ama kendisi aydınlanmış, hayaletlerden korkmayan bir yönetici elinde iyi örgütlenmiş ve kalabalık bir orduyu toplumun güvenliğini sağlayabilme için bulundursa da, devletin cesaret edemediği şu sözü söylemek yürekliliğini kendinde bulabilir: “İstediğiniz kadar ve istediğiniz konular üzerinde düşünün, ama itaat edin!



Bu durum ise insansal konularla ilgili olması nedeniyle karşımıza tuhaf ve umulmadık bir durum olarak çıkar, tıpkı herşeyin hemen hemen paradoksal olduğunu geniş anlamda aldığımızda buna benzer bir sonuca varmamız gibi bir şeydir bu. Yüksek düzeye ulaşmış bir toplum özgürlüğüdür kuşkusuz halkın zihinsel özgürlüğü yanında bir önceliği vardır ve onun önüne aşamayacağı sınırlar koyar: Buna karşın toplum özgürlüğünün daha aşağı bir düzeyde olması demek, onun zihin özgürlüğüne kendi gücünü gösterebilmesi için yeteri kadar yer sağlaması demektir.



Doğa bir defalığına sert kabuğu altındaki tohumu özgürlüğüne kavuşturmuş, bütün yumuşaklığı ile onu kollamış, yani özgür düşünmeye yönelik bir eğilim ve hizmet sonunda giderek halkın zihniyetine, onda yerleşmiş bulunan inançlara tepki göstermiş ve yavaş yavaş özgür eyleyebilme aşamasına, gelmiştir.



Bu durum yani özgür düşünme ve eyleme, yönetimlerin yani hükümetlerin ilkelerini de etkileyecek ve kendilerine göre insanı kullanarak onu sömürebilecekleri ya da ondan yararlanabilecekleri düşüncesi, makinadan fazla bir şey olan insanın' insansal onuruna uygun davranma düşüncesine dönüşecektir.



 



Felsefe Yazıları “Aydınlanma Nedir”(1784) Immanuel Kant- Türkçesi: Nejat Bozkurt Felsefe Yazıları-1983




Facebook'ta Paylaş
18.Ağustos.2013 1774 Kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Haberler

ŞEHRİN CAZ HALİ BAŞLIYOR
Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, bu yıl 26. yaşını kutluyor. Caz dünyasının saygın isimlerini Türk izleyicisi ile buluşturan Festival, 12-23 Ekim tarihlerinde şehri yine cazın farklı renkleriyle kucaklayacak.
Sanatçı ve Zamanı
İstanbul Modern, “Sanatçı ve Zamanı” adlı yeni koleksiyon sergisi ile sanatçıların zaman fikri etrafında birey olarak kendilerini ve çalışmalarını nasıl konumlandırdıklarına odaklanıyor.
Komşular sergisinde söyleşiler ve performanslar
İstanbul Modern’de gerçekleşecek etkinliklere sergi sanatçıları ve dans toplulukları katılacak
İstanbul Modern’de Aşk Var!
İstanbul Modern, Sevgililer Günü dolayısıyla 14-15 Şubat’ta çiftlerin başbaşa gezerek deneyimleyebilecekleri özel bir tur gerçekleştiriyor. Turda, müzenin Geçmiş ve Gelecek koleksiyon sergisinde aşka dokunan yapıtlardan oluşan bir seçki, danışmadan alınacak tur planı eşliğinde gezilebiliyor.
Komşular - Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar
Türkiye’den çıkan en tanınmış çizgi roman karakterlerinden biri olan Abdülcanbaz’ın hem yaratıcısı hem yazar ve çizeri olan Turhan Selçuk’un ilk karikatür çalışmaları 1941’de Adana Türksözü Gazetesi’nde yayımlanır.
Rasathane
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Rasathane sergisiyle Barbara ve Zafer Baran’ın 1999’dan günümüze son dönem ortak üretimlerinden bir retrospektif sunuyor.
Hepimiz Aynı Gemideyiz
İstanbul Modern, dünyanın farklı yerlerinden güncel video, kısa film ve hareketli görüntüleri bir araya getiren Artists’ Film International / Uluslararası Sanatçı Filmleri programını 21- 24 Kasım 2013 tarihleri arasında İstanbul Modern Sinema’da tematik seçkilerle gösteriyor.
Alfred Hitchcock’un sessiz filmleri gösterimde
İstanbul Modern Sinema, British Council işbirliğiyle Alfred Hitchcock’un sessiz filmlerini gösterime sunuyor. Canlı performanslarla 9 Hitchcock filmi
Atölye Modern, sonbahar dönemi başlıyor
İstanbul Modern’in atölye ve seminer programı Atölye Modern’in sonbahar dönemi 2 Kasım 2013’te başlıyor. Atölye Modern Sponsoru Finansbank Private Banking katkılarıyla gerçekleşen Atölye Modern’in bu dönemki programı Modern ve Çağdaş Sanat Tarihi Seminerleri, Türkiye’de Çağdaş Sanat Seminerleri, Mario Levi ile Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, Seçkin Pirim ile Proje Atölyesi, Bahar Korçan ile Esin Fabrikası ve Nusret Polat ile Sanatsal Düşünce Semineri’nden oluşuyor.
Ölesiye
İstanbul Modern Sinema, 19-29 Eylül tarihleri arasında “Ölesiye” başlıklı programla, tutkunun hükmettiği hayatların geçtiği 11 filmlik bir seçki sunuyor. İrade ve yargıları aşan güçlü ihtirasların yaşandığı kara sevdalara, tutkudaki teslimiyet kavramına, tutkuyla tutsaklığın arasındaki çizginin kaybolduğu farklı kaderlere bakan programda, sinema tarihinin farklı dönem ve coğrafyalarından örnekler yer alıyor.
ONE DIRECTION Sahne Arkası
Her One Direction hayranının okuması gereken rehber!
Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.
geriver.com hediye kitap şenliği
geriver.com’a üye olarak en az 100 kitap ekleyenler hediye kitaplar kazanıyor. En güncel kitaplar adresinize hediye olarak geliyor. Kitapseverlerin kitap paylaşımlarına destek olmak için düzenlenen kampanya ile geriver.com, üyelerinin kayıtlı adreslerine en güncel romanlardan hediye gönderiyor.
Bir Sapığın İdeoloji Rehberi
İstanbul Modern Sinema'da 11-23 Mayıs tarihleri arasında gösterilecek "Bir Sapığın İdeoloji Rehberi" programı adını süperstar filozof Slavoj Zizek’in son belgeselinden alıyor.
Göğe Bakma Durağı’nda performanslar
YAP İstanbul Modern: Yeni Mimarlık Programı kapsamında temmuz ayında İstanbul Modern’in bahçesinde başlayan bir dizi ücretsiz etkinlik, ağustos ayında da sürüyor.
Türkiye’nin en iyi 5.müzesi
İstanbul Modern, dünyanın en büyük turizm sitelerinden biri olan TripAdvisor.com tarafından Gezginlerin Seçimi 2013 Ödülü’ne (Travellers’ Choice 2013) layık görüldü.
Yeni Yollar
İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, 6-16 Haziran 2013 tarihleri arasında seyirciyle buluşuyor. Artık gelenekselleşen gösterim programında, yılın öne çıkan, uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış Alman filmleri yer alıyor.
Yakın Menzil
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, 9 Mayıs- 27 Ekim 2013 tarihleri arasında Türkiye’de güncel fotoğrafa odaklanan Yakın Menzil sergisine ev sahipliği yapıyor.
Asifa Bordo Seçkisi
“ASIFA’nın En İyileri” ve Shin’in son iki yılda yapılmış Güney Kore filmleri arasından seçtiği canlandırmaların yer aldığı “ASIFA Kore Seçkisi” Canlandıranlar Festivalinde izlenebilecek.
Canlandıranlar Festivali
İstanbul Modern Sinema, 25-28 Nisan tarihleri arasında Canlandıranlar Derneği ve Puruli Kültür Sanat işbirliğiyle düzenlenecek Canlandıranlar Festivali’nin ilkine ev sahipliği yapıyor.
Geleceği Aydınlatan Fenerler
İstanbul Modern, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı, 8. Çocuk Şenliği kapsamında Geleceği Aydınlatan Fenerler adlı programla kutluyor. Bu programda çocuklar, gelecek öngörülerini ve gelecekten beklentilerini sanatla anlatıyor.
Güç Belgeselde
İstanbul Modern Sinema, Prix Pictet: Güç fotoğraf sergisine paralel olarak, Documentarist işbirliğiyle “Güç Belgeselde” başlıklı 10 filmlik bir belgesel programı hazırladı. Bu belgesel seçkisi, serginin içeriği gibi, insan ve doğa arasındaki hayatta kalma mücadelesi, toplumsal güç çatışmaları, işgal ve isyanlarla bugün içinde bulunduğumuz dünyadaki iktidarın ikilemlerini ortaya koyuyor.
Gerçeküstü Otoportreler
İstanbul Modern, Paris’teki Centre Georges Pompidou işbirliği ve Eğitim Sponsoru Garanti Bankası’nın katkılarıyla gerçekleştirdiği Genç İstanbul Modern etkinliklerini, 15 Mart-31 Mayıs 2013 tarihleri arasında düzenlenen Meka-Kolaj Atölyesi adlı 13. programıyla sürdürüyor.
Geçmiş ve Gelecek
İstanbul Modern, 20 Mart Çarşamba günü açılan "Geçmiş ve Gelecek" adlı yeni koleksiyon sergisiyle sanat müzelerinin geçmişle kurdukları tarihsel bağa ve geleceğin şekillenmesine yönelik üstlendikleri birikime ve sorumluluğa vurgu yapıyor.
Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omuzuma bir beyaz güvercin kondu Aldım elime, usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Güneşsiz - Chris Marker
Zaman, insan hafızası ve film arasındaki ilişkiyi inceleyen olağanüstü bir yol filmi. Güneşsiz, yaşam mücadelesinin iki kutbunda duran Afrika'dan Japonya'ya uzanırken hafızanın kişisel ve küresel hikayeleri ne denli etkilediğini gösteriyor. Adını Modest Mussorgsky’nin şarkı döngüsünden alan film bir tür meditasyon gibi. Hayat kesitlerinden muazzam sinematografik sahneler bir montaj teorisyeni tarafından hazırlanmış. Ölü kediler için dua edilen bir Japon tapınağı, avcılar tarafından katledilen bir zürafa... Güneşsiz, bunlar gibi nice sahneyle belgesel türünün sınırlarını genişletiyor.
Guantanamo Küresel Savaş’taki güç dengesizliğini simgeliyor.
Guantanamo Körfezi’ndeki askeri hapishanenin hala varolması, Edmund Clark için Teröre Karşı Küresel Savaş’taki güç dengesizliğini simgeliyor. Başkan Bush ‘düşman savaşçı’ olarak gördüğü herkesi süresiz olarak gözaltında tutma yetkisine sahip olduğundan beri tüm dünyadan yüzlerce insan Guantanamo’ya gönderildi.
İstanbul Modern’de yeni bir dizi başlıyor: Yönetmenlerle Buluşma
Sinema yazarları ve oyuncuları Reha Erdem’i anlatıyor İstanbul Modern Sinema’da, Türkiye’nin güncel sinema kültüründe sanatsal kimliği ve özgün yaklaşımlarıyla öne çıkan yönetmenlerin konuk olacağı “Yönetmenlerle Buluşma” başlıklı yeni bir dizi başlıyor. Farklı kuşaklardan yönetmenlerin davet edileceği program, onların gözünden üretimlerine ve günümüz sinemasının dinamiklerine odaklanıyor
Contours of Contemporary Kosova 29 Aralık'ta İstanbul Modern Sinema'da
İstanbul Modern Sinema, 27- 29 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek festival Contours of Contemporary Kosova’yı bir günlüğüne konuk ediyor. Kosova’nın önde gelen sanatçı, aktivist, müzisyen ve teorisyenlerini bir araya getiren festival, sanat, film, müzik, sunum ve tartışma etkinlikleriyle ülkenin kültürel değerlerini temsil ediyor, Türkiye ve Kosova arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunuyor.
Afrika'dan Paris'e, tiyatrodan sinemaya uzanan bir "hayat okulu"
İstanbul Modern Sinema, Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle 6-9 Aralık tarihleri arasında, kariyeri Afrika kıtasından Paris’e uzanan oyuncu Sotigui Kouyaté’yi yedi filmiyle anıyor. “Babam, öldüğü güne kadar benim okulumdu. Ölümünden sonra bana geriye kalan yalnızca hayat okulu.
İstanbul Modern - Upload Sinema Maratonu ve Sinepark Kısa Tür Filmi Festivali
İstanbul Modern Sinema bu ayinterneti beyazperdeye taşıyan Upload Sinema Maratonu ve kısa filmlerden oluşan Sinepark Kısa Tür Filmi Festivali ile iki farklı etkinliğe ev sahipliği yapıyor.
“WOMİST - İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında İstanbul'da
“WOMİST - İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün Himayesinde, Pi Production organizasyonu ile gerçekleştiriliyor.
Roger Waters 2013'te İstanbul'da
Pink Floyd'un büyük ismi Roger Waters 2013 turnesi kapsamında İstanbua geliyor, konser için bilet satışları başladı.
Uluslararası Sanatçı Filmleri
İstanbul Modern, 12 ülkeden video, animasyon ve kısa filmler sunuyor.
İstanbul
Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm.
Sevgilerde
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı.
AKBANK 9. KISA FİLM FESTİVALİ BAŞVURULARI BAŞLADI
Türkiye'de kısa film alanında etkin bir platform oluşturan Akbank Kısa Film Festivali bu yıl 9. kez düzenleniyor. Yeni fikirleri desteklemeyi ve kısa film kültürüne katkı sağlamayı amaçlayan Festival, 19-29 Mart 2013 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
2. AKBANK CAZ FESTİVALİ İLE CAZIN YILDIZLARI İSTANBUL'DA
Caz tutkunlarının her yıl heyecanla beklediği, Türkiye'nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 22. yılında yine dopdolu bir program ile sanatseverlerle buluşacak
Beklenen sergi “Monet’nin Bahçesi” Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyarete açıldı.
10. yılını kutlayan S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) düzenlediği Monet’nin Bahçesi sergisi ziyarete açıldı.
Çanakkale Bienali başladı!
''3. Uluslararası Çanakkale Bienali'' çağdaş resim sergisi ile eski otobüs terminalinde açıldı.
"Simgeler ve Suretler" sergisi sanatseverlerle buluşucak
Minyatür ve resim sanatı ustalarından Ruhsar Özer'in eserleri, 2-13 Ekim tarihleri arasında Taksim Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak.
"Hasretinden Prangalar Eskittim" sahne tozu yutacak!
Türk edebiyatının usta şairi Ahmed Arif, Tiyatro Kumpanyası'nın yeni oyunuyla "ilk kez" sahneye taşınıyor.
Urban Festival 4. kez İstanbullularla buluşuyor
Kuzey Avrupa müziğinin günümüzdeki en önemli temsilcisi Röyksopp ve elektronik müziğin dahi çocuğu Trentemoller’i aynı sahnede buluşturuyor.
Tarantino yeniden kamera karşısına geçiyor!
Son birkaç filminde kamera önüne geçmeyen yönetmen Quentin Tarantino, son filmi ‘Django Unchained’de küçük bir rolle geri dönüyor.
Neşet Ertaş; Türkiye'nin Johnny Cash'iydi.
Her coğrafyanın simge halk ozanları vardır. Bu ozanlar; kendilerine kulak kabartıldığında, salt şarkılarının güftesini ortaya saçmaz, aynı zamanda ait oldukları kültürün özelliklerini de fısıldarlar.
Sting İstanbul'a geliyor!
Sting En Sevilen Şarkılarını, 5 Enstrümanlı Orkestra ile Çaldığı Turnesi ile istanbul'da!