Komşular - Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar
İçerik şu anda görüntülenemiyor
Türkiye’den çıkan en tanınmış çizgi roman karakterlerinden biri olan Abdülcanbaz’ın hem yaratıcısı hem yazar ve çizeri olan Turhan Selçuk’un ilk karikatür çalışmaları 1941’de Adana Türksözü Gazetesi’nde yayımlanır.


İstanbul Modern, kuruluşunun 10. yılı kapsamında  Komşular - Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar başlıklı yeni sergisiyle, Türkiye’nin içinde bulunduğu geniş coğrafyadaki güncel sanat çalışmalarından kapsamlı bir seçki sunuyor.  9 Ocak - 8 Mayıs 2014 tarihleri arasında düzenlenen ve sponsorluğunu Eczacıbaşı Topluluğu’nun üstlendiği sergi, 17 ülkeden 35 sanatçının yapıtlarıyla Türkiye’nin ve çevresindeki bölgenin görsel kültürüne yönelik ortak yaklaşımları araştırıyor. Komşular, Türkiye’nin yanı sıra birbiriyle tarihi, siyasal ve kültürel bağları olan Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu gibi komşu coğrafyalardan günümüz sanatının öncü sanatçılarını ve yapıtlarını bir araya getiriyor. Günümüz sanatı ve sanatçılarını sadece bölgesel ya da ulusal kimlikler üzerinden tanımlamanın geçersizliğinden yola çıkan sergi, sanatçıların bu bölgeye özel deneyimlerine çalışmalarında nasıl yer verdiğiyle ilgileniyor.



Küratörlüğünü İstanbul Modern’den Çelenk Bafra ve Paolo Colombo’nun üstlendiği sergiye bölge sanatının önemli uzmanlarından Negar Azimi, Zdenka Badovinac ile Magda Guruli danışmanlık yaptı. Sergiyi Başbakanlık Tanıtma Fonu destekledi. TAV Havalimanları Holding’in yanı sıra Polonya’dan Adam Mickiewicz Institute, Hollanda’dan Mondriaan Vakfı, Irak’tan Ruya Foundation, İsrail Başkonsolosluğu, Slovenya Büyükelçiliği, Yunanistan Başkonsolosluğu ve Antalis Türkiye katkıda bulundu. Komşular, bölgenin toplumsal yaşamında karşımıza çıkan gösteri, tiyatro, seyahat ve kutlamalar gibi köklü adetlerin görsel sanatlara yavaşça nasıl sızdığına ve bu farklılaşmış fakat tarihsel açıdan ilişkili bölgede çalışan güncel sanatçıları günümüzde nasıl etkilediğine yoğunlaşıyor. Sergi bölge kültür ve sanatında öne çıkan hikaye anlatımını ve yolculuğu konu alıyor. Bu iki tema pek çok yapıtta iç içe geçerek hareketlilik, göçmenlik, göçebelik ve gezginlik, dil, çeviri, kültürel aktarım ve benzeri kavramlara dönüşüyor. Komşular sergisi için, bölge kültür ve sanatına dair gösterim, performans, panel, söyleşi ve atölye çalışmalarından oluşan kapsamlı bir etkinlik programı da hazırlandı.



ABDÜLCANBAZ (TURHAN SELÇUK)



Türkiye’den çıkan en tanınmış çizgi roman karakterlerinden biri olan Abdülcanbaz’ın hem yaratıcısı hem yazar ve çizeri olan Turhan Selçuk’un ilk karikatür çalışmaları 1941’de Adana Türksözü Gazetesi’nde yayımlanır. Karikatürlerinde insana dair yargı, çelişki, yanılgı ve özlemleri konu edinen sanatçı için eleştirel düşünce esas; mizah ise ikinci plandadır. 1957 yılında Milliyet gazetesinde okuyucu ile tanışan Abdülcanbaz’ın maceraları 2001 yılına kadar yayımlanmaya devam eder. Türkiye’nin ilk özgün çizgi roman kahramanı sayılan Abdülcanbaz, bütün zaman ve mekanlarda yaşanan fantastik hikayelerinde Türkiye ve çevresinin siyasal ve sosyo-kültürel tarihinin eleştirel bir tutumla parçası olur. Namussuzlara korkusuzca savaş açan bu iyi yürekli ve cesur İstanbul beyefendisi, her çağda toplumun özlemini duyduğu, ahlak timsali bir halk kahramanıdır.



Sergide ilk kez 1972 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Foncistan’a  Seyahat macerasının tamamına Turhan Selçuk’un kaleminden çıkan orijinal çizimlerle yer veriliyor. Hikayede Abdülcanbaz, yanına can yoldaşları Karanfil Hoca,



Fettah ve Evliya Çelebi’yi alarak gerçekte olmayan bir ülkeye, Fonc Diyarı’na ulaşmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Doğunun yetiştirdiği büyük ilim adamı Karanfil Hoca’nın icat ettiği “Kürre-i Devr-i Daim Vel Kar El Derya” adlı makineyle İstanbul’da başlayan macera, Kahire’den sonra Şarkistan kentine, oradan Osmanlı sınırının sonundaki bir adada bulunan Say Kalesi’nden geçerek Maymunistan Vilayeti üzerinden Fonc Diyarı’na ulaşır. Osmanlı İmparatorluğu devrindeki kent yaşamından doğunun gizemli topraklarına; ilkel kabile törenlerinden



balta girmemiş ormanlara kadar çeşitli ortamlarda geçen Foncistan’a Seyahat’te Türkiye ve çevresinin görsel kültürüne dair hayali ve gerçek pek çok ayrıntı bulunur. Abdülcanbaz’ın pek çok macerasında konu edilen farklı kültürler ve ‘‘öteki’ ile karşılaşma sorunsalı burada tıpkı bir gezginin seyahatnamesi gibi gördüklerini ve deneyimlerini anlatan kahramanlar aracılığıyla ele alınır.



FURAT AL JAMIL



Alman bir anne ve Iraklı bir babanın çocuğu olarak Almanya’da doğan ve çocukken memleketi Irak’a yerleşen Furat al Jamil, sanatın video, heykel ve fotoğraf gibi farklı dallarıyla da uğraşan ama özellikle sinema filmleriyle tanınan bir sanatçı. Her iki ülkenin de sahip olduğu zorlayıcı geçmiş ve farklı kültür, sanatçının çalışmalarının temel bağlamını oluşturur. Farklı coğrafyalarda edindiği kültürel deneyimleri özgün bir dille yorumlayan sanatçının çalışmaları, kendi kimliğini yansıtacak şekilde, doğu ve batı sentezi içinde gelişir. Yerelin unutulmaya yüz tutmuş geleneksel hikayelerini yeniden yorumlayarak tasarladığı çalışmalarında izleyiciyi belleğin geçmişine doğru sırlarla dolu bir yolculuğa çıkarır.



Sergide yer alan üç boyutlu animasyon Bağdat Gecesi, aslında sanatçının hazırladığı aynı adlı sinema filminin daha kısa bir çeşitlemesi ve orijinal filme ait çarpıcı parçalarla tüm olay örgüsünün yeniden anlatımı. Jamil’in çalışmasında ele aldığı ve Irak’ta birçok farklı versiyonu olan Saluwa’nın hikayesi, aslında sanatçının çocukluğunda dedesinden dinlediği bir masaldır. Sanatçının hayal gücünü harekete geçiren masal ortaya geçmişten bugüne dönük bambaşka ve özlü bir anlatı çıkarır.



Bağdat Gecesi videosunun konu aldığı masal kahramanı Saluwa, Irak anlatı geleneğinin en çarpıcı, fakat hayli tartışmalı mitlerinden. Kökleri Sümerlilere dek uzanan, farklı betimlemelerine Binbir Gece Masalları gibi Bağdat halk kültürünün en özgün yapıtlarında rastlanan Saluwa figürü, hikayede erkekleri baştan çıkararak yıkıma sürükleyen bir afettir. Sanatçının ailesinin de yüzyıllardan beri yaşadığı, Bağdat şehrinin tarihi mahallesi olan Qambar Ali bölgesinde geçen hikaye, Iraklı bir taksi şoförünün sıradan bir günüyle kesişir ve gizemli keşif başlar. Çoktan geçip gitmiş, hafızalardan silinmiş bir devrin kendine özgü estetiğini yeniden su yüzüne çıkaran yapıt, geçmişin efsanelerini, Irak’ın kadim dönemlere uzanan zengin edebi ve kültürel mirasını yepyeni bir medyumda günümüze taşır.



MOUNIRA AL SOLH



Lübnanlı Mounira Al Solh, Dilsiz Dil başlıklı video çalışmasında Arapça on dokuz atasözü ve deyişe yer veriyor. Al Solh, Arapça bilmeyen Hırvat performans sanatçısı Sinisa Labrovic’i projesine davet ederek, bu deyişleri birebir canlandırmasını istiyor.  Mounira Al Solh, kendi gündelik hayatında kullandığı halk deyişlerini hayal ettiği gibi sahneleterek 19 kısa video üretiyor ve izleyiciyi “dilin hayal gücümüze ait görsel dağarcıklar üzerindeki etkisini ve rüyalarımızda, aklımızda, hatta gündüz düşlerinde canlandırdıklarımızın bir nedeni veya bir ürünü olarak düşünmeye davet ediyor. Dilin imgesel akıl yürütmelerimiz üzerindeki etkisini araştıran Solh, bu deyişlerin görsel dile tercüme edildiğinde insanların “gayet makul olan kaçıklığını” gözler önüne serdiğini düşünüyor: Ben de kaçıklığı ve dilde nasıl belirdiğini ve bunun belirli bir şimdiye, bir dilin yazıya aktarılmayıp söze dökülecek şimdiki zamana ait bir tür kayıt olduğunu gözler önüne sermek istedim. Bunun dilin ne kadar özgürleştirici olabileceğini de gösterdiğini söyleyebilirim. Çünkü başka türlü gerçekleştiremeyeceğiniz şeyleri dile dökebilirsiniz ve söylediğiniz birçok şey asla yazıya geçmeyebilir. Şayet rüyalarımız ve hayal gücü menzilimiz dilden bunca etkilenebiliyorsa, içine doğduğumuz dil tarafından kısıtlanıyorlar da o zaman. Dil aynı zaman da sınırları da belirliyor.



MAJA BAJEVIC



2000’li yıllardan bu yana performans, video, yerleştirme ve fotoğraf alanında çalışmalarıyla tanınan Maja Bajevic, özel ve kamusal alan arasındaki ilişkiyi inceler, aidiyet ve kimlik fikirlerine göndermelerde bulunur. Günlük hayata ve gerçeklerine yakın duran çalışmalarını, kişisel ve toplumsal olan arasındaki gerginliği kullanarak inşa eder. 



Bajevic’in Devam Edecek/Buhar Makineleri isimli çalışması, 1911-2011 yılları arasında dünyanın çeşitli yerlerindeki sosyal ve politik ayaklanmalar sırasında haykırılan sloganları bir araya getirir. Çalışmalarında özel ve kamusal arasındaki farkları inceleyen sanatçı, paylaşılan mekanlardaki toplu performans, sesleniş ve müzikleri kayda alır. Bajevic kendi arkaplanındaki çeşitliliğe paralel olarak göç ve kimlik inşaası gibi görsel sanatların merkezindeki konularla ilgilenirken, günümüzün politik, ekonomik ve kültürel düzenlemelerini araştırmaya açar. Bir buhar makinesinden meydana gelen Devam Edecek isimli çalışma, sis bulutlarının meydana getirdiği uçucu zemin üzerine dia’larla yansıtılan sloganları aydınlatır. Sloganlar bir süre görünür ve hemen ardından bir sis perdesi gibi kısa bir zamanda kaybolmaya başlar. Yansıtılan sloganlar tarihin kendisi gibi üretilir ve kaybolurken ardından gelen yeni bir sloganla yer değiştirir. Savunulan ideal yaşam biçimlerine işaret eden sloganlar, aynı zamanda bu yüzyılda mevcut sosyal, ekonomik ve kültürel değerlerin farklı coğrafyalardaki süreçlerini de görünür kılar. Bajevic’in sanatçı-araştırmacı kimliği, yerleştirmenin paralelinde gelişen geniş bir araştırma ve bilgi havuzunda belirgindir. Yansıtılan tüm sloganlar ilk belirdikleri dönemin, ülkenin ve içeriğin özelliklerini açıklayıcı metinlerin yardımıyla izleyiciye sunulur. Maja Bajevic, Bojana Pejic, Henriette Sölter ve Mara Traumane tarafından kaleme alınan her metin, sloganları başlangıç hikayeleri ve yerinde edinilen görsellerle açıklar. Yaratılan arşiv, buhar bulutları üzerine yansıtılan sloganların aksine, tarih kavramını kalıcı bir platforma yerleştirir.



CANAN



CANAN, video, resim, fotoğraf ve performans ağırlıklı sanat pratiğinde bireyin hem geleneksel kültür hem de modern toplum içinde maruz kaldığı tabu ve baskıları ele alır. Kadın bedeninin temsili ve nesneleştirilmesini derinlikli bir dille görselleştirir. Yapıtlarında yer verdiği kadın hikayeleri aracılığıyla devlet, toplum, din, töre ve aile gibi denetim mekanizmalarının birey üzerindeki keskin etkilerini deşifre eder. CANAN, İstanbul’da yaşayan genç bir kadının kendi iç yolculuğunu yine kendi sesiyle masalsı biçimde aktardığı Hezeyan adlı yeni video çalışmasında Türkiye ve çevresindeki sözlü geleneğe sonu delilikle biten bir aşk hikayesiyle yanıt veriyor.



Gerçeklik, sanal alem ve hayal dünyası olmak üzere üç farklı ama paralel boyutta geçen bir hikaye olan Hezeyan, tıpkı genç bir kızın günlüğü gibi, ana kahramanın gündelik hayatı ve özel yaşamına dair mahrem anlar içerir. Popüler kültür ve internet çağının iletişim kodları ise belgesele yakın bir dille gösterilir. Türkiye ve çevresindeki sözlü geleneğe, geleneksel sanat tekniklerine, batıl itikat ve esrarengiz masallara göz kırpar nitelikteki yapıtın hikayesini CANAN şöyle anlatır: ‘‘Hezeyan, aşık olduğu kadına açılmaktan türlü sebeplerden dolayı çekinen bir adamın tuhaf aşk itirafı ile başlayan ve sonu delilikle biten bir aşk hikayesidir. Yalnızlığın, izole edilmişliğin modern dünyadaki tezahürüdür. Takıntılı bir aşk hikayesi ile birlikte, aşk ile deliliğin birbirine karıştığı, sevgi ve nefretin birbirini felç ettiği kişisel bir hikaye ile karşılaşırız. Filmin kadın kahramanın zihninde yarattığı adam, kadının kendisi ve aslında gölgesidir. Kadın, Ursula K. Le Guin’in “Çocuk ve Gölge” makalesindeki karakter gibi bilgili, kibar, idealist ve nezih. Gölge ise nezih, uygar bir yetişkin olma sürecinde baskı altına alınan her şey. Gölge; kadının engellenmiş bencilliği, itiraf edilmemiş arzuları; hiç etmediği küfürler, hiç işlemediği cinayetler. Gölge onun ruhunun karanlık yüzü; kabul edilmeyen ve kabul edilmez olan. Gölge onun korkuları, inançsızlıkları; en yakın arkadaşı ve en azılı düşmanı.’’



ETERI CHKADUA



Gürcistan’da doğumlu Eteri Chkadua, yaşamını ve sanatsal üretimlerini birçok farklı ülkede sürdürür. Sanatçının farklı coğrafya ve kültürlerde aynı anda yaşayarak edindiği deneyimlerle birlikte irdelediği çoklu kadın kimliği, çalışmalarının ana bağlamını oluşturur. Çalışmalarında kendi bedenini hikayenin ana kahramanı olarak konumlandıran sanatçı, deneyimlediği kültürleri, Gürcü kimliği ile harmanlayarak kendine has yepyeni bir kimlik ve dil yaratır. Gürcistan’ın siyasi tarihinin özellikle o bölgede yaşayanlar üzerindeki etkilerini çalışmalarında ele alan Chkadua; acı, kayıp, yenilgi, cesaret, endişe, gurur, güç ve pişmanlığı farklı temsili imgelerle ortaya koyar. Chkadua’nın resimlerindeki gündelik nesnelerin birçoğu, Gürcü kültüründe farklı ritüeller için kullanılan geleneksel eşyalar, törenler, yerel sanatlar ve edebiyat gibi birçok referans alanını konu edinir.



Eteri Chkadua’nın ilk kez Komşular’da sergilenen resminin kavramsal çerçevesi 2008 yılında Gürcistan ile Rusya arasında yaşanan beş günlük savaşın hemen öncesinde ortaya çıkmış. Karalar İçinde, Kafkaslar’da bir ölümün 40. gününde Ormotsi (40) ismiyle verilen büyük bir yemek sofrasını resmederek, bir geleneğin günümüzde nasıl dönüştüğünü ve bu değişimin içinde geçmişin nasıl korunduğunu gösteriyor. 40 günlük yas döneminin bitişine işaret eden bu ritüel, yakınların bugünden sonra “kara” kıyafetleri bir kenara bırakması anlamına da geliyor. Bu geleneğe daha bağlı olanlar bir yıla kadar bunu devam ettirebiliyor.  



RENA EFFENDI



Dilbilimi eğitimi gören Rena Effendi, aldığı özel resim derslerinin ardından 2001 yılında fotoğraf alanında çalışmaya başlar. Sanatçı/araştırmacı çifte kimliğini en görünür biçimde uygulayan fotoğrafçılardan biri olan Effendi, SSCB evresinde geçirdiği erken yıllarının da etkisiyle politik istikrarsızlık, ekonomik dengesizlik, savaş, toplumsal çatışma ve adalet konularına karşı beslediği duyarlılıkla çalışmalarını üretir. Son 10 yıldır eski Sovyetler Birliği coğrafyasını köy köy gezen sanatçı, 1990’ların başından bu yana yaşananları, değişimi ve dönüşümü kayda alır. Ayrıca Afganistan, İran, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde gezerek çalışır.



Sanatçının 2006 yılında başladığı serisi, ilk olarak 2003 yılında kendi ülkesinde bir turist olarak gezmeye gittiği, sadece 1000 çoban ailesinin yaşadığı ve yok olmakta olan özel bir Kafkas dağ dilinin konuşulduğu, Azerbaycan’ın Kınalık köyünü konu alır. Kınalık, 21. yüzyılın baskıcı sisteminden bağımsız, uzaklığı sebebiyle eski yaşayış biçimlerini devam ettirebilen nadir köylerden biridir. Çeşme suyu yerine akarsulardan, gaz yerine dağlardan filizlenen doğal ateşle kaynak bulan Kınalık, Kafkasların kuzeydoğusuna özgün ancak tükenmeye başlayan dillere de ev sahipliği yapar. 2006 öncesine kadar yılın 9 ayı ulaşımın olmadığı Kınalık köyüne dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2007 yılında yaptığı ziyaretten sonra hükümet köye ulaşabilen yeni yollar inşa eder. Bu ziyaretten sonra başka biçimlere evrilerek dönüşen köy ve köyün gelenekleri, sanatçının kamerasıyla değinebileceği konular arasında belirir. Rena Effendi, sergideki fotoğraf serisiyle günümüz dünyasında geçmişten bugüne muhafaza edilebilmiş yaşayış biçimlerine, geleneklere, üretim ve düşünce pratiklerine ve konuşulan dillere dikkat çeker. Tüm bunları, yakın dönem içinde yaşanılan gelişmelerle de kıyaslama fırsatı bulan sanatçı, Kınalık’ı ve halkını gündelik hayatları sırasında kayda alırken, tam da tarihselliğinin güncel kıldığı belgesel bir fotografik hikaye yaratır.



CEVDET EREK



Cevdet Erek’in Komşular sergisinde yer alan Akla Kara isimli çalışması; merkezi İstanbul, durakları Amsterdam, Kahire, Antwerp, Beyrut, Pori ve başka yerler olan serüvenin dökümünden bir seçkiyi içeriyor. Sergi kapsamında ilk kez bir araya gelen işlerden oluşan Akla Kara, ritim, tekrar, ışık, varlık-yokluk, tarih, yazı, gündelik malzeme ve teknoloji gibi ‘‘aşikar’’ görünen konu ve kavramlar arasında ilişkiler kurmaya çalışıyor.



Akla Kara’da sanatçının Kahire seyahatinde ortaya çıkan ve bunları takip eden, çeşitlendiren ve deforme eden görülebilir, tutulabilir veya duyulabilir çalışmaları var. Akla Kara’da; birçoğu ayrı ayrı, grup ya da kişisel sergilerde gösterilen işlerle birlikte onların üretim süreçleri de işlerin arasına yerleştirilen kitap, katalog, kitabe ve benzeri malzemelerle izlenebiliyor. Sanatçı, aynı zamanda olayları, kişileri ve nesneleri çeşitli biçimlerde tarif ederek birbiriyle ilişkilendiriyor. 



ADIB FATTAL



Adib Fattal’ın hayatının büyük bir kısmı babasının diplomatik görevi nedeniyle Amerika, Avrupa ve Orta Doğu’nun çeşitli ülkelerinde geçer. Eğitimini aldığı pazarlama alanını kısa sürede bırakarak sanat üretimine yoğunlaşan sanatçı, 1990’lı yıllardan beri Suriye’nin Lübnan sınırında bulunan Hermon Dağı’nın eteğinde bir çiftlikte yaşıyor ve sanat çalışmalarına devam ediyor. Sanat eğitimi almadan kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı olan Adib Fattal kendi resimlerini Doğu sanatının birçok türünü, özellikle işleme ve mozaik gibi geleneksel anlayışları bir araya getiren çalışmalar olarak değerlendirir. Renk kullanımı ve simetrik tekrarlarla ön plana çıkan resimlerini izleyiciyi Mezopotamya coğrafyasının geçmiş ve geleceğini okumaya davet eden bir metafor olarak görmek mümkündür. Nitekim, perspektifin yok olduğu minyatür estetiğindeki manzara resimlerinde yer verdiği imgeler doğu kültürü ve mistisizminden kaynaklanır. Balıkçı ya da çiftçi gibi sıradan görülebilecek insanların portakal toplarken, dua ederken ya da sadece bir kuşu beslerken resmedildiği çalışmalarda içinde yaşadığı coğrafyanın gündelik hayatına ve gerçekliğine dair birçok ipucu vardır. Sanatçı kompozisyonlarındaki çocuksu ve masalsı üslubuyla sadece Suriye’nin değil tüm Orta Doğu’nun tarih ve mimarisini, kent ve mahallerini, gündelik hayat ritüellerini, kutlamalarını, dini törenlerini ve şenliklerini resmeder. Sanatçı bir taraftan doğa, insan, yerleşim ve mimariyi bir araya getiren manzaralarıyla geçmiş ve bugüne dair bütünlüklü ve renkli hikayeler anlatır. Diğer taraftan ise çocukluğunun geçtiği Suriye, Filistin ve Lübnan’da hatıralarını belleğinde yeniden kurgulayarak geleceğe dair iyimser ve nerdeyse ütopik bir toplum ve yaşam biçimi önerir.



Adib Fattal’ın Komşular sergisine katılımı ve yetmiş farklı resimden oluşan yerleştirmesi, The Museum of Everything tarafından hazırlandı. Dünyanın dört bir tarafından Adib Fattal gibi alaylı sanatçıların geleneksel olmayan ve uluslararası anlamda henüz keşfedilmemiş yapıtlarını bir araya getirmek amacıyla kurulan ilk gezgin müzesi olan The Museum of Everything, 2009 yılından beri Birleşik Krallık, İtalya, Rusya ve Fransa gibi pek çok ülkede yüzlerce sanatçı için kişisel sunumlar ve grup sergileri düzenledi.



BABAK JALALI



Küçük yaşlarda İran’dan ayrıldıktan sonra ülkesinden ve yakınlarından uzak yaşayan, ancak 22 yaşından sonra İran’ı düzenli olarak ziyaret etmeye başlayan film yönetmeni Babak Jalali, filmlerinde İran’ın içinde bulunduğu coğrafyaya bakan hikayelere yer veriyor. Sergide yer alan Frontier Blues, ilk gösterimi Locarno Film Festivali’nde gerçekleşen ve San Francisco Film Festivali başta olmak üzere pek çok film festivalinde ödüller kazanan uzun metraj bir film. Film, Babak Jajali’nin doğum yeri olan ve İran sinemasında pek konu edilmemiş bir bölgede, İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizi ile Türkmenistan sınırındaki Gülistan eyaletinde geçer. Eleştirmenlerce İskandinav estetiğine sahip olduğu belirtilen Frontier Blues, birbiriyle bağlantılı dört hikayeden oluşur. Gülistan’ın görsel görkeminin yanı sıra, bölgede yaşayan farklı etnik grupların oluşturduğu kültürel çeşitlilik filmin odak noktasıdır. Kuzey İran bölgesinde yaşanan, görülen ve duyulanlar üzerine kurgulanan Frontier Blues, farklı karakterlerin gündelik hayatlarından kesitler sunar. Film; yalnızlık, monotonluk, beklemek ve özlemek gibi temaları işlerken umudunu kaybetmiş erkekler ve görünmeyen kadınların hikayesini anlatır. Aynı coğrafyada yaşayan farklı kültür ve kişilerin komşuluğu ve ilişkilerini minimalist bir dille anlatan filmde, iç içe geçmiş bir anlatı kurgusu ve karakterler arasında bir kader birliği var. Filmde tek bir hikayeden ziyade farklı etnik köken, yaş, ve çevrelerden karakterlerin yer yer komik yer yer hüzünlü enstantaneleri gösterilir; bir gün Bakü’ye yerleşme hayalleri kuran ve bunun için mutlaka İngilizce öğrenmesi gerektiğine inanan Alam, biricik eşeği ve gazeteleriyle kendine bir dünya kuran gariban Hassan, Hassan’ın dayısı ve işlettiği butikte bir türlü dikiş tutturamayan Kazem ve Tahranlı bir fotoğrafçının antropolojik araştırmasının konu mankeni konumuna indirgenen Türkmen kökenli bir halk şairiyle çocukları.



 



Frontiers Blues’daki insan ve doğa kompozisyonları görsel olarak fotoğrafik bir etkiye sahip ve filmin tek planda çekilen bazı sahneleri başlı başına birer güncel sanat yapıtı niteliğinde. Bu nedenle, filmden Komşular sergisine özel olarak sanatçı ve sergi küratörlerinin birlikte seçtiği yedi kare, fotoğraf baskısı olarak sergileniyor; böylece, bir sinema filminden filmin konusuyla bağlantılı ya da ondan bambaşka okumalara açık güncel bir fotoğraf serisi de doğmuş oluyor.



 



HAYV KAHRAMAN



Hayv Kahraman’ın Körfez Savaşı ile seyri değişen çocukluk yılları, ilerleyen senelerde ortaya çıkacak külliyatının temelinde belirgin bir rol oynar. Sanatçı resimlerinde; korku, dehşet, kayıp, özlem ve tükeniş gibi karmaşık durumları ele alır. Kahraman 2010 tarihli Waraq serisinde Irak diyasporasını incelemeye açar. Göç, ayrılık, yeniden yerleşim, uyum ve mücadele arasında gidip gelen figürleri, “oyun kartları” anlamına gelen waraq kelimesinde bir araya gelir. Sanatçıya Irak’ta birçok kişinin akşamüstü oynadığı kart oyununu anımsatan seri, ortak paylaşılan bir keyfi de hatırlatır. Kahraman çalışmalarında karmaşık insani duygulara ve düşüncelere işaret ederken, yabancılaşma, ötekileşme ve sosyal yıkım gibi zorlu durumların da nabzını tutar.



Sanatçı, serideki Göçmen isimli resimlerinde iki taraflı bir yaşantıya ve bireye dikkat çeker. Oyun kartlarını büyüterek, aynı bir oyunda olacağı gibi, birden çok düşünceye, uygulama biçimine ve diyaloğa başlamış olur. Hayv Kahraman, stilize üslubuyla cinsiyet ve kimlik politikalarını, güç ve iktidar düğümlerini resim yüzeyine taşır.



PAVLOS NIKOLAKOPOULOS



Yunanistan doğumlu sanatçı Pavlos Nikolakopoulos’un sergide yer alan 270 tekil çizimin bir araya gelerek oluşturduğu Üstüngörü adlı çalışması, pratiğine dair bir örüntüyü gözler önüne serer. Başlığı oluşturan sözcükler, özgün dilleri olan Yunanca’da hem “dikkat göstermeden bakmak” hem de “genel olarak gözden geçirmek” gibi farklı anlamlara sahiptir. Bu farklı etimolojik anlamlar çalışmanın başlığında bir sözcük oyunu yaratır. Böylece, söz konusu işin, temelde bir sanat yapıtı olmakla birlikte dil, hikaye etme ve paralel anlatılar kurma meselelerinin bilincinde olduğunu da bize hatırlatır.



Üstüngörü’deki çizimler, insan davranışlarına ve deneyimlerine dair felsefi bir toplama niteliğindedir. Çalışmanın hikayeleri ve tasarımı için Dante’nin Malebolge’si, cehenneminin “şeytan hendekleri” model olmuşlar. Tıpkı Dante’nin cehenneminde olduğu gibi, her bir çizimdeki parçalar rasyonel bir yapı oluşturur ve daha büyük bir sahneyle bağlantılılardır. Bu çizimlerde yer alan müstakil geçişler, Malebolge’nin çevresinden merkezine giden uzun yollara benzer. Çalışmada yer alan büyük görsel, Pollaiolo imzalı La Battaglia degli Ignudi veya Luca Signorelli’nin Orvieto Katedrali’ndeki Lanetliler Freski üzerine çağdaş bir düşünüm.  Parçalar ise, sanatçıya ait bireysel hikayeler, kaba bir ters akıntı ile işlenmiş meseller ve çağdaş Grimm Kardeşler masalları.  Vladimir Propp’un 1928 tarihli çığır açan kitabı Masalın Biçimbilimi’nde nefis bir şekilde anlatılan türden bir derinliğe ve yapıya sahipler. Sergide aynı zamanda Nikolakopoulos’un fikirlerini ve karmaşık çizimlerini her gün kağıda döktüğü  eskiz defterlerini içeren bir vitrin de bulunuyor.



FAHRETTİN ÖRENLİ



Hollanda’da yaşayan Fahrettin Örenli, kendini iki ayrı etnik kökene doğmuş ve iki ulus arasında yaşayan evrensel bir “anartist” olarak tanımlıyor. Fahrettin Örenli, Komşular sergisi için hem yeni bir sanatçı kitabı, hem de onunla ilişkili çizim, baskı, hareketli görüntü ve nesnelerle kaplı iki taraflı bir duvar yerleştirmesi hazırladı. Örenli, Entrika Duvarı > ANARTİST adlı yapıtıyla bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik rekabetine bakan, gerçeküstü öğelerle bezeli yerleştirmesinin şehir ve ülkelerdeki tarihi ve güncel limanlara ya da gerçekle sanal arasındaki bir geçide işaret ettiğini belirtiyor. Sanatçı, Entrika Duvarı > ANARTİST ve onunla ilişkili sanatçı kitabı için; “Toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunsalların tarihte ve özellikle son on yıldır insan yaşamını ve de daha önemlisi doğayı (varlığın oluştuğu yer) nasıl etkilediğini gözlemleyip, ilerisi için sorgulamakta. Yaşamlarımızın felsefi ve sanatsal yönlerine sinmiş mistik hikayecilik bence bu tarihi bölgedeki en önemli bilgi birikimi. Bu nedenle, sanatçı kitabımdaki ve yerleştirmemdeki kavramsal ve görsel anlatı formunu oluştururken bu birikime başvurmak istedimdiyor.



ADRIAN PACI



Arnavutluk doğumlu Adrian Paci, ülkesinde iç savaş çıkması üzerine 1997’de İtalya’ya yerleşerek Milano’da yaşamaya ve çalışmaya başlar. Ülkesindeki siyasi değişimlerin sonuçlarını inceleyen bu çalışmalar Arnavutluk geleneklerine ve âdetlerine övgü niteliği taşıyan bir anlatı geliştirmesini sağlar.



Sanatsal ifadelerinde hem insanlık tarihindeki göç ve sürgün yaşantılarına hem de kendi tarihine referanslar kullanır. 2002 tarihli Ressam (Piktori) isimli yerleştirmesini, Arnavutluk’tan bildiği bir sanatçının yaşantısı üzerine kurmuştur. Videoda görülen sanatçı; portre ve peyzaj resimleri, onaylanmamış resmi evrakları, diploma ve sertifikaları birebir taklit ederek hayatını kazanır. Paci, videoda sırtı dönük halde yaşam öyküsünü anlatır. Bir yandan da Leonardo ve Michelangelo gibi ustaların çalışmalarından örnekler verir. İzinsiz belgeleri oluşturmak için edindiği tecrübelerden dramatik ve ironik bir dilde bahseder Paci. Bu yaşantının geçtiği ahşap kulübeyi, içinde barındırdığı kopyalanmış sanat eserlerini, mezuniyet diplomaları ve ölüm belgelerini sergi mekanında yaratır. Paci’nin ricası üzerine meslektaşı, onun ölüm sertifikasını da gerçekmiş gibi hazırlamıştır. Bu sertifika, sanatçının kendi hayatıyla yakınlık taşıyan uyum sağlama ve yeniden başlama tecrübelerine işaret eder. Ve aynı zamanda sanatçının varlığı ve konumu hakkında düşünmeye, çağdaş sanattaki orijinallik fikri üzerine kafa yormaya davet eder. Gerçek ile kurgu, sanat ile zanaat arasındaki karmaşık ilişkileri gerçek bir yaşam öyküsü içerisinde araştırır.



MICHAIL PIRGELIS



Almanya’da yaşayan Yunanistan kökenli sanatçı Michail Pirgelis’i uçmak ve ona dair her şey büyülüyor; sanatçı aynı zamanda uçaklar ve havayolları ile ilgili malzemeleri biriktiren bir koleksiyoner. Pirgelis’in uçaklardan yapılmış ve onları konu alan heykelleri ve çizimlerinin katmanlarından biri hareket meselesiyle, dünyanın her noktasına olan sayısız bağlantımız içinde seyahat biçimleriyle ilgili. Sanatçının çalışmasının temel meselesi olan diğer katman ise heykel. Uçak mezarlıklarını düzenli olarak ziyaret eden ve topladığı yekpare parçalardan olağandışı sanat yapıtları çıkaran Pirgelis, başlangıçtaki kütleyi (uçak parçasını) biçerek kendi başına anlamlı ve biçimsel olarak kusursuz bir yapıt şekillendiriyor, alt metinleriyle daima uçuşa işaret eden objeler yaratıyor.



Sergide yer alan Alma II’yi oluşturan duvarı kaplayan uçak yalıtım panelleri, uçağın, parlak ve yansıtıcı bir alüminyum yüzey meydana getirmek üzere düzgünce kazınmış bir tarafından yapılmış heykel için renkli bir fon görevi görür. Sanatçı, sanat tarihine bol miktarda ve müstehzi göndermelerde bulunur. Düz yalıtım panellerinin yüzeyi, örgüsüyle ve renk konusundaki sadeliğiyle minimal heykelleri andırır ve objenin biçimi, üç boyutlu çizimlerdeki bitmek bilmez pozitif ve negatif uzam meselesine yönelik bir çözümdür. Sergide Alma II’ye bir dizi çizim eşlik ediyor. Beyaz zemin üzerinde bir uçağın farklı kısımlarını tasvir eden çizimler, Pirgelis’in heykel çalışmasının iki boyutlu muadilleri. Bu karakalemler, esinlendikleri uçak objesinin asli işlevini soyutlar ve günümüzün muhteşem uçak makinelerindeki biçimsel inceliği vurgulayan ayrıntılara odaklanır.



ONE SQUARE METER - BİR METREKARE



Deneysel Güncel Sanat Merkezi, Ermenistan’ın Erivan kentinde sanatçı, şair, mimar, işadamı, gazeteci ve sinematograflar gibi birçok farklı disiplinden profesyonel tarafından kurulmuştur. Kurum, 2006’dan itibaren Bir Metrekare adlı bir tiyatro festivali düzenlemeye başlar. Adından da anlaşılacağı gibi, bir metre karelik bir zemin üzerinde yapılabilecek sınırsız biçimdeki performansa ev sahipliği yapan çok yüzlü bir sahnedir bu. Bu alanda 45 dakikayı geçmeden gerçekleştirilen performanslar, sınırlanmış bir platform üzerinde performans sanatının sınırsız nitelikleriyle ortaya çıkar ve insan bedenini merkez alır. Mekanın kısıtlayıcılığına karşın; görsel, edebi ve işitsel sanatlardaki sözel ve bedensel ifade biçimlerinin hudut tanımazlığına işaret eder. İstanbul Modern ise bu konsepti, Komşular sergisi boyunca sergi salonunun tam ortasına aynı bir metre karelik sahneyi kurarak ödünç alıyor. Bir Metrekare ilk olarak, Ermenistan’dan davet edilen dört ayrı tiyatro grubunun gösterilerine sonrasında ise Türkiye ve bölgeden çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Sergiye; oyuncu ve izleyici arasındaki ilişkiyi görünür kılan “Sen ve Ben”, William Shakespeare’in Hamlet adlı dramasından “Ciğerlerime”, mekanı işgal eden ve maddeyi ele geçirmeye çalışan enerjileri konu edinen “Kalıp”, Avetik Isahakyan’ın hikayesinden uyarlanan “Uşak Simon” ve Hovhannes Tumanian’ın masallarından “Yalan Söyleyen Avcı” adlı 5 ayrı performansla katılıyor.



YEHUDIT SASPORTAS



İşlerinin güncel sanatta kendine özgü bir yeri olan Yehudit Sasportas, sanat kariyerinin ilk yıllarından itibaren mekan konusuna kapsamlı bir şekilde eğilir. Sasportas, birleşik heykel objelerine ilişkin yerleşik her tür tasarıyı, tıpkı kendilerini idame ettirir şekilde yapılanmış yaşam formlarında olduğu gibi devre dışı bırakmaya yönelir. Sanatçının yakın dönem çalışmalarının büyük kısmında, özellikle de İstanbul Modern’de sergilenen Ayrılık Girdabı’nda, kahramanlardan birinin bir bataklık (mevsimlere bağlı doğal bir yaşam ve ölüm döngüsü izleyen, düz, organik ve kendi kendisini idame ettiren canlı bir bir habitat) olması hiç de tesadüf değildir. Sasportas’ın doğaya odaklanması, canlı maddeye, basit fakat gizemli büyüme sistemlerinin ve ilksel oluşumların güzelliğine duyduğu derin ilginin sonucu olarak önceki çalışmalarının mantıksal bir devamıdır. Her biri karanlık, su ve nem içinde ya da başka bir deyişle, ormanın esrarengiz ve büyülü yaşamında palazlanmış sporlardan, otlara ve ağaçlara uzanan yaşam döngüsünün sanatçının yapıtı için önemli bir konu olduğu sonucuna varılabilir.  



Sasportas’ın hayli kişisel işi, ciddi araştırmalarla ve çizimin, heykelin ve filmin derinlerine inilerek serpilir. Animasyon baskın bir rol oynar ve sanatçının video çalışması yavaş ve duygusal açıdan kuvvetlidir. Ayrılık Girdabı bilincimizin derinliklerinde saklı bir yolculuğa dair bir metafor. Ormandaki su görüntüleri akla Andrei Tarkovski’nin 1974 tarihli Ayna filmini getirir, gizemli ve karmaşık bir “bölgeye” yapılan keşif gezisine ait görüntüler ise yine aynı yönetmenin 1979 tarihli İz Sürücü filmini anımsatır.  Gevşek bir yapıya sahipmiş gibi gözüken anlatı, aslında sımsıkı kurulmuş ruhsal bir yolculuktur; sanatçının bilinç akışındaki objeler şeklinde beliren bir dizi aydınlanmadır.  Bir Tarkovski filminde olduğu gibi, bu filmdeki imgeler de şifreli ifadelerdir; kendisini yalnızca parçalarının öznel bir şekilde içe alınması yoluyla açığa seren bir anlatının ipuçlarıdır. Parçayı derinden deneyimleme konusunda izleyiciye kılavuzluk eden de bu imgelerin hermetik doğasıdır.  Bir girdabın sembolik ağırlığına tamamen vakıf olan Sasportas imgeyi; dönüşü ve değişimi, bir halden diğerine geçişi ve kontrol kaybını, yani asli bir doğal aleme boyun eğmenin yaşattığı vertigoyu ortaya koymak üzere kullanır. Ruh ve bedeni, el değmemiş ve bereketli bataklık dünyasıyla birleştirerek, (tıpkı izleyici gibi) sanatçı da, bir inisiyasyon yolculuğunun asıl amacı olan dönüşümden geçer.



WAEL SHAWKY



Fotoğraf, video, yerleştirme ve performans gibi farklı alanlardaki çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Wael Shawky; tarihi, dini ve sosyokültürel meselelerle ilgilenir. Sanatçının genel itibariyle hikaye anlatılıcığı ile tarih yazımı arasındaki gerilimli ilişkiye dikkat çekmek için ortaya koyduğu yapıtları; sözlü gelenek, dil, çeviri, yorumlama ve dolayımlama gibi unsurlara değinir. Arap dünyası özelinde kültürün melezleşmesi, toplumun modernleşmesi, din tarihi ve siyasal tarihin günümüz dünyasına etkisi gibi konuları, çeşitli efsane ve belli başlı tarihi olayları farklı bir bakışla gözden geçirerek ele alır. Sanatçının son dönemde öne çıkan yapıtları arasında yer alan ve bir üçleme olarak kurgulanan Cabaret Crusades (Haçlı Seferleri Kabaresi) Lübnan asıllı yazar Amin Maalouf’un Arapların Gözünden Haçlı Seferleri adlı kitabından yararlanarak Haçlı Seferleri tarihini bu defa alışılagelenin aksine ‘‘ötekiler’’, yani Araplar tarafından nasıl algılandığını ve hikaye edildiğini inceler. Bu üçlemede de olduğu gibi, anlattığı tarihi olay ya da efsanelerde gerçek oyuncular yerine animasyon karakterler ya da kuklalar kullanan sanatçı, ciddi ve siyasi tartışma yaratabilecek konulara bilinçli bir yabancılaştırma efekti ve dolayımlama katar.



Sanatçının sergideki yapıtı Al Araba Al Madfuna’da yine tarihi bir hikaye bu defa yetişkinler tarafından seslendirilen çocuk oyuncular aracılığıyla canlandırılır. Hikayeye göre, Mısır’ın kuzeyinde bulunan antik kent Abidos yakınlarındaki Al Araba Al Madfuna köyü bir şamanın egemenliği altındadır. Her hastalık ve derde deva olduğu rivayet edilen şaman, köyün ilerisindeki tepede arkeolojik değeri olan hazineler olduğunu öne sürmektedir. Köy bu kehanetle çalkalanır ve halk şaman önderliğinde binlerce yıldır gömülü olan defineyi bulmak üzere yola koyulur. Bu gizemli yerde bizzat edindiği deneyimlerden yola çıkarak hikayeyi baştan kurgulayan sanatçı, Mısırlı ünlü yazar Mohamed Mustagab’ın bir öyküsünü de işin içine katar. Kıssadan hisse alınması gereken bu öyküde de yine sözde bir kurtarıcı ve ona körü körüne inananların trajikomik maceraları anlatılır. Wael Shawky, 2012 yapımı bu video yerleştirmede biri maddi ve diğeri metafizik olarak nitelendirilebilecek iki zıt değer sisteminin çarpıştığı çok yüzlü bir Mısır toplumu panoraması çizer.



SLAVS AND TATARS



Slavs and Tatars; Slavlar, Kafkasyalılar ve Orta Asyalılar arasındaki etkileşim alanlarını araştıran bir sanatçı kolektifi. Komşular için İstanbul’da yaptıkları araştırmanın sonucunda sergiye özel bir proje öneren kolektif İstanbul Modern’in davetiyle yeni bir prodüksiyon yaptı. Lektor adlı ses yerleştirmesinde Kutadgu Bilig kitabından dil konusuna dair pasajlar art arda hem Uygur dilinde hem de Rüştü Asyalı’nın seslendirmesiyle, yani günümüz Türkçesiyle duyuluyor. Dil ve dilbilim politikaları Slavs and Tatars’ın yapıtlarının temelini oluşturuyor. Uzun yıllardır Avrasya bölgesindeki dil politikalarını inceleyen, Sincan, Çin ve Türkiye gibi bölgelerdeki Türki dillerle ilgilenen Slavs and Tatars, bu yapıtıyla Türk dilinin doğudaki kökenlerini anımsatıyor: Türk dilinin de Arapça ve Farsça kadar güçlü bir dilsel ve entelektüel geleneğe sahip olduğunu göstermek açısından Kutadgu Bilig Türk edebiyatına Firdevsi’nin Şahnamesi’nin sağladığı katkıyı sağladı. Dilin, lisanın erdemlerine ve gizli tuzaklarına odaklanan çeşitli pasajlar seçtik; alfabe değişikliği ve dil reformları tarihi açısından bunların Türkiye’de özellikle önemli olduğunu düşünüyoruz. Uzun yıllardır dil politikalarını inceliyoruz ama çoğunlukla eski Sovyet bölgelerinde. 2013’ün başından bu yana, bu bölgenin dışında kalan, Sincan, Çin ve Türkiye gibi bölgelerdeki Türk kökenli dillere bakmaya başladık. Genizden ya da damaktan söylenen ɳ sesinin yeniden kullanımıyla, Burun Bükücü bize hem Türkiye içinde hem de dışarıda çoğunlukla bir batı projesi olarak varsayılan Türk dilinin doğudaki kökenlerini anımsatıyor. Ses kaydının dinlemek için izleyiciyi oturmaya davet eden Burun Bükücü adlı yerleştirme hem bu sesi tarif eden harfin görünümünde, hem de ortadan ikiye ayrılmış bir buruna benziyor.



NASRA SİMMES



Nasra Simmes Hindi’nin ailesi geleneksel basmacılığın Mardin’deki son temsilcileridir. Halk sanatı geleneğinin bir parçası olan ve yıllar içinde iyice gelişmiş bu eski teknik, Doğu Anadolu’da kumaşların üstüne desenler yapmak üzere kullanılır. Suriye kökenli Nasra Hanım, Türkiye’nin güneydoğusundaki Hıristiyanların tarihinde bir yere sahiptir. Nasra Hanım ömrünü, genellikle tören olmadığı zamanlarda kiliselerdeki mihrapları örtmek için kullanılan büyük kumaş parçaları üzerine İncil’den hikayeler resmetmeye adamıştır. Tıpkı Fransız katedrallerindeki Gotik girişler gibi, Nasra Hanım’ın mütevazı kompozisyonları da, İncil’in bazı kısımlarıyla ilgili bilgileri inançlı kişilere herkes tarafından kolayca kavranabilecek şekillerde iletme amacı güder. Sunumunun yapısı, kompozisyon bakımından sade olmakla birlikte, karmaşık bir katmanlılığa sahiptir. Serbestçe asılan bezlerde, ortadaki büyük çember veya oval şekil içinde bir ana hikaye göze çarpar. Kumaşın dört köşesinde bulunan ve diğer Azizlerin ilgili mevcudiyetlerini resmeden işlemeler, Hıristiyanlıktaki “ruhların birliği” kavramına gönderme yapar. Ana sahne etrafında ve kumaşın köşelerinde tekrarlanan tahta baskı çiçekler ve soyut motifler ise temsillerin kutsallığına işaret eder.



NİL YALTER



Nil Yalter, soyut resimden figüratife uzanan çeşitlilikle sanatsal üretimlerine, 1970’lerin başında video çalışmalarını da dahil eder. Video sanatının Türkiye’deki ilk temsilcisi olarak anılan 1965 yılından beri Paris’te yaşayan Yalter, çalışmalarında şiir, felsefe ve sosyoloji gibi birçok disiplinden yararlanır. Küresel dünyadaki cinsiyet politikaları, kültürel kimlik, göç ve toplumsal sınıf çelişkileri gibi iç içe geçen temalara farklı içerikler üzerinden yer verir. Sanatçının kişisel deneyimin de etkisiyle göçebe hayat ve yer değiştirme, dolayısıyla mekan ve bellek ilişkisi, çalışmalarının merkezini oluşturur. Yalter, 1973 yılında Niğde yöresindeki zamanla topraklarından kopmak durumunda kalan göçebelerin hayatını araştırmaya başlar, bu bölgeden malzemeler toplar. 1973 tarihli Topak Ev, Yalter’in sanat ve belgesel arasında inşa ettiği bir çalışmasıdır. Kadın zanaati olarak tanımlanan yurt, yaşayış biçimlerindeki değişim ve dönüşümde kadın rolünü araştırır. Bu yurt, anne rahmini andıran, üzerindeki keçe ve koyun postuyla sıcağı muhafaza edebilen, kendi içinde bir dünya fikrine işaret eder. Tıpkı şamanizmde olduğu gibi çadırdaki her unsurun belli bir anlam, inanç ve önem temsiliyeti vardır. Örneğin, yurdun yüzeyine şans ve bereket getirmesi adına; kilimler, örgüler, sanatçı tarafından boyanan koyun postları asılıdır. Çadırın üzerinde yazan pasajlarsa Rus şair Velimir Khlebnikov’un bir metninden ve yazar Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi’nden alınmadır.  Sanatçı bu dönemde, ilk defa eline aldığı portapak kamerayla video üretmeye de başlar. Sergideki videosu, bu kamerayla Paris Modern Sanatlar Müzesi’ndeki yerleştirmesi sırasında kayda aldığı ilk dijital görüntüleri sunar.



Živadinov:: Župančič::Turšič 




1980’li yıllarda Yeni Slovenya Sanatı: Neue Slowenische Kunst’un kurucu ortaklarından Dragan Živadinov, sanat alanında birçok öncü üretimde bulunur. 1998 yılında kozmonot adayı olan  Živadinov’un temel amacı sanat ve bilimi bir araya getirmek olan bir topluluk kurarak, yerçekimsiz sanat alanında, kuramsal araştırma, sergi, müzik ve tiyatro çalışmaları gerçekleştirir.



1995 yılında ise, Miha Turšič ve Dunja Župančič ile beraber, Herman Potočnik tarafından yazılmış Uzay Yolculuğu Problemi kitabından ilham alarak NOORDUNG::1995/2045’i tasarlar. Kozmo kinetik eylem olarak tanımlanan, 5 ‘tekrar’dan oluşan ve 50 yıla yayılan bu tiyatro projesi, ilk defa 20 Nisan 1995 tarihinde saat 10.00’da, Ljubljana’da 14 aktörden oluşan ekibiyle gerçekleşir. Performansın ilk tekrarını aynı tarih ve aynı saatte Rusya, Star City’de bulunan uluslararası yıldız istasyonunda gerçekleştirilir. Proje, yerçekimsiz bir ortamda bedenin yarattığı soyut ve fütüristik formları deneyimleyen, zamana yayılmış mekansız bir performanslar dizisidir. NOORDUNG::1995/2045  her on yılda bir ancak aynı sanatçıların katılımıyla aynı gün ve saatte, aynı koşullarda tekrarlanarak devamlılığı sağlayabiliyor.  Projede, eğer bir sanatçı hayatını kaybederse, sanatçının metni erkek ise ritim ile, kadın ise melodi ile uzay boşluğunda temsil ediliyor olacak. 2045 yılında finalini yapmayı planladıkları performansta ise muhtemelen hayatta olmayacak sanatçıların suretlerini üç boyutlu ve yüksek çözünürlüklü uydular ikame ediyor olacak. Sergide, bu disiplinlerarası büyük projenin bugüne kadar olan sürecine dikkat çeken bir belgeler bütünü yer alıyor.




TEKRARLAR MISIN?



Tekrarlar mısın? isimli video programı, Komşular projesinin kavramsal temelini oluşturan hikaye anlatımı ve buna bağlı yaşayış biçimi ve pratiklerinin merkezine performansı yerleştirirken, barındırdığı bütün hikayelerin anlatımını sözel bir dil olmadan aktarmaya çalışıyor. Farklı ülkelerden bir araya gelen 13 sanatçıyla yalnızca görsel kültür komşuluğunun değil, günlük yaşayış biçimlerindeki tükenmeyen tekrarların ve bir bedenin kendi zihniyle komşuluğunun da haritasını çalışıyor. 



Video programı, Komşular sergisinin işaret ettiği kolektif tecrübe birikimini, sergiye paralel yeni ilişkiler ve tanışıklıklarla çözümlemeye çalışıyor: Eş zamanlı deneyimleme, ortak bir bellek ve bilgi birikimi yaratmaya yeterli mi? Aradaki mesafe ve uzaklıklar, düşünce ve yaşayış biçimlerindeki çeşitliliğin ne kadarından sorumlu tutulabilir? Sözel bir dil olmadan beden, ifadeyi evrensel olana yaklaştırabilir mi? Belki de düşüncesinde yarattığı tüm gerginliğiyle, bir zihin kendi bedeninden ayrışabilir mi? 



Tekrarlar mısın? aradaki fiziksel ve coğrafik sınırların yakınlığından veya mesafelerinden bağımsız değerlendirilebilecek düşünsel ve duygusal bir beraberliğin izlerini araştırıyor. Kalp ritmini tutabileceğimiz kadar yakınımızda olanın da, uzaklarda dolaşanın da ortaklaşa paylaşabileceği, yaşayan bir zemin hazırlıyor.



Dil ve Tekrar



İslamiyet öncesinde sözlü bir edebiyat biçimi olarak Arap şiiri, hakim olduğu coğrafyada, belleğin, toplumsal kimliğin ve kültürel mirasın kaydını tutmaktaki en zengin araçlardan sayıldı. Konuşup şiir yazabildikçe, görülenle söylenebilen arasındaki değiş tokuş ortak bilgi ve belleğin iletiminde ve muhafazasında kilit bir araç görevi gördü; sözel dilin önemi neredeyse tartışılmazdı. Ancak beden gezdikçe, dil dönüştükçe, dönemler ilerledikçe ifadenin olanakları da esnedi. Bu dönüşümden



uzanarak, serginin merceğinde olan coğrafyalarla etkileşimde kalmış yazılı ve sözel anlatım biçimlerini, bugünün çoklu düşünce kuvvetine sarılarak takip etmek ne kadar mümkün olabilir? Tekrarlar mısın?, bu sorunun cevabına karşılık doğabilecek alternatifleri sözel bir dil olmadan, performansın esnek ve sınırsız pusulasından ilerleyerek araştırıyor.



Beden ve performans



Tekrarlar mısın? performansın bir lokomotifi olan beden ve zihin ilişkisini de beraberinde sürüklüyor. Yerleşik toplumsal kurallar içinde kalma gayretini, kendi düşünsel sınırlarının ötesine geçebilme endişesini, veya bugünün şartsız koşulu haline gelen teselli etme çabasını araştırıyor. Bilinçaltındaki ve görünen arasındaki saptanması zor ayrımı, tükenmeyen bir sükunet arayışı ile anlamsızlaşma korkusu, gerekçelendirme saplantısı veya sıradanlığın kuru mizah duygusuysa, yanyana gelmelerdeki sınırlılığı ve ifadedeki sonsuzluğu yüzyüze bırakıyor; bu video programında insanlığa dair ortak hallerin hepsi tek bir gövdeye dolanıyor. Paylaşılan bir yaşam alanı olarak hayatsa, bu gövdenin kan dolaşımını sağlıyor. Çalışmalar, bedeni zamansız ve yersiz bir platformda hesaplamaya çalışıyor. Nerede olursa olsun kimliğini, belleğini ve kültürel mirasını konuşarak ve şiir yazarak dillendirebilecek bir göçebe fikrini dili üzerinden değil, bedeni üzerinden tanımlıyor. Tekrarlar mısın? var olduğu sürece bedeniyle anlam ifade edebilme fikrinde soluk buluyor. Yanı başımızdakiyle, içimizde olanla kurduğumuz mesafenin veya ötemizdekiyle olan düşünsel ve duygusal yakınlığımızın şaşırtıcı etkisi, performansın evrensel ve kişisel bağlamlarda nelere dokunabileceğini yokluyor. Hikayelerin çokluk ve tekrarla senkronize ilerleyen yapısında, “Tekrarlar mısın?” ifadesinde de olduğu gibi, duyulmamış, anlaşılmamış veya kopuk bir sözün devamını bekler gibi izliyoruz bu sanatçıları.



Döngü



Tekrarlar mısın? barındırdığı tüm tekrarların birikimiyle kendi döngüsünü yaratıyor, kendi tekrarına adım atıyor. İzleyicisini beraber deneyimlenen bir sürece, 88 dakikalık bir sürekliliğe ve sınırsızlığa davet ediyor.  




08.Ocak.2014 1438 Kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Haberler

ŞEHRİN CAZ HALİ BAŞLIYOR
Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, bu yıl 26. yaşını kutluyor. Caz dünyasının saygın isimlerini Türk izleyicisi ile buluşturan Festival, 12-23 Ekim tarihlerinde şehri yine cazın farklı renkleriyle kucaklayacak.
Sanatçı ve Zamanı
İstanbul Modern, “Sanatçı ve Zamanı” adlı yeni koleksiyon sergisi ile sanatçıların zaman fikri etrafında birey olarak kendilerini ve çalışmalarını nasıl konumlandırdıklarına odaklanıyor.
Komşular sergisinde söyleşiler ve performanslar
İstanbul Modern’de gerçekleşecek etkinliklere sergi sanatçıları ve dans toplulukları katılacak
İstanbul Modern’de Aşk Var!
İstanbul Modern, Sevgililer Günü dolayısıyla 14-15 Şubat’ta çiftlerin başbaşa gezerek deneyimleyebilecekleri özel bir tur gerçekleştiriyor. Turda, müzenin Geçmiş ve Gelecek koleksiyon sergisinde aşka dokunan yapıtlardan oluşan bir seçki, danışmadan alınacak tur planı eşliğinde gezilebiliyor.
Komşular - Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar
Türkiye’den çıkan en tanınmış çizgi roman karakterlerinden biri olan Abdülcanbaz’ın hem yaratıcısı hem yazar ve çizeri olan Turhan Selçuk’un ilk karikatür çalışmaları 1941’de Adana Türksözü Gazetesi’nde yayımlanır.
Rasathane
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Rasathane sergisiyle Barbara ve Zafer Baran’ın 1999’dan günümüze son dönem ortak üretimlerinden bir retrospektif sunuyor.
Hepimiz Aynı Gemideyiz
İstanbul Modern, dünyanın farklı yerlerinden güncel video, kısa film ve hareketli görüntüleri bir araya getiren Artists’ Film International / Uluslararası Sanatçı Filmleri programını 21- 24 Kasım 2013 tarihleri arasında İstanbul Modern Sinema’da tematik seçkilerle gösteriyor.
Alfred Hitchcock’un sessiz filmleri gösterimde
İstanbul Modern Sinema, British Council işbirliğiyle Alfred Hitchcock’un sessiz filmlerini gösterime sunuyor. Canlı performanslarla 9 Hitchcock filmi
Atölye Modern, sonbahar dönemi başlıyor
İstanbul Modern’in atölye ve seminer programı Atölye Modern’in sonbahar dönemi 2 Kasım 2013’te başlıyor. Atölye Modern Sponsoru Finansbank Private Banking katkılarıyla gerçekleşen Atölye Modern’in bu dönemki programı Modern ve Çağdaş Sanat Tarihi Seminerleri, Türkiye’de Çağdaş Sanat Seminerleri, Mario Levi ile Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, Seçkin Pirim ile Proje Atölyesi, Bahar Korçan ile Esin Fabrikası ve Nusret Polat ile Sanatsal Düşünce Semineri’nden oluşuyor.
Ölesiye
İstanbul Modern Sinema, 19-29 Eylül tarihleri arasında “Ölesiye” başlıklı programla, tutkunun hükmettiği hayatların geçtiği 11 filmlik bir seçki sunuyor. İrade ve yargıları aşan güçlü ihtirasların yaşandığı kara sevdalara, tutkudaki teslimiyet kavramına, tutkuyla tutsaklığın arasındaki çizginin kaybolduğu farklı kaderlere bakan programda, sinema tarihinin farklı dönem ve coğrafyalarından örnekler yer alıyor.
ONE DIRECTION Sahne Arkası
Her One Direction hayranının okuması gereken rehber!
Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.
geriver.com hediye kitap şenliği
geriver.com’a üye olarak en az 100 kitap ekleyenler hediye kitaplar kazanıyor. En güncel kitaplar adresinize hediye olarak geliyor. Kitapseverlerin kitap paylaşımlarına destek olmak için düzenlenen kampanya ile geriver.com, üyelerinin kayıtlı adreslerine en güncel romanlardan hediye gönderiyor.
Bir Sapığın İdeoloji Rehberi
İstanbul Modern Sinema'da 11-23 Mayıs tarihleri arasında gösterilecek "Bir Sapığın İdeoloji Rehberi" programı adını süperstar filozof Slavoj Zizek’in son belgeselinden alıyor.
Göğe Bakma Durağı’nda performanslar
YAP İstanbul Modern: Yeni Mimarlık Programı kapsamında temmuz ayında İstanbul Modern’in bahçesinde başlayan bir dizi ücretsiz etkinlik, ağustos ayında da sürüyor.
Türkiye’nin en iyi 5.müzesi
İstanbul Modern, dünyanın en büyük turizm sitelerinden biri olan TripAdvisor.com tarafından Gezginlerin Seçimi 2013 Ödülü’ne (Travellers’ Choice 2013) layık görüldü.
Yeni Yollar
İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, 6-16 Haziran 2013 tarihleri arasında seyirciyle buluşuyor. Artık gelenekselleşen gösterim programında, yılın öne çıkan, uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış Alman filmleri yer alıyor.
Yakın Menzil
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, 9 Mayıs- 27 Ekim 2013 tarihleri arasında Türkiye’de güncel fotoğrafa odaklanan Yakın Menzil sergisine ev sahipliği yapıyor.
Asifa Bordo Seçkisi
“ASIFA’nın En İyileri” ve Shin’in son iki yılda yapılmış Güney Kore filmleri arasından seçtiği canlandırmaların yer aldığı “ASIFA Kore Seçkisi” Canlandıranlar Festivalinde izlenebilecek.
Canlandıranlar Festivali
İstanbul Modern Sinema, 25-28 Nisan tarihleri arasında Canlandıranlar Derneği ve Puruli Kültür Sanat işbirliğiyle düzenlenecek Canlandıranlar Festivali’nin ilkine ev sahipliği yapıyor.
Geleceği Aydınlatan Fenerler
İstanbul Modern, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı, 8. Çocuk Şenliği kapsamında Geleceği Aydınlatan Fenerler adlı programla kutluyor. Bu programda çocuklar, gelecek öngörülerini ve gelecekten beklentilerini sanatla anlatıyor.
Güç Belgeselde
İstanbul Modern Sinema, Prix Pictet: Güç fotoğraf sergisine paralel olarak, Documentarist işbirliğiyle “Güç Belgeselde” başlıklı 10 filmlik bir belgesel programı hazırladı. Bu belgesel seçkisi, serginin içeriği gibi, insan ve doğa arasındaki hayatta kalma mücadelesi, toplumsal güç çatışmaları, işgal ve isyanlarla bugün içinde bulunduğumuz dünyadaki iktidarın ikilemlerini ortaya koyuyor.
Gerçeküstü Otoportreler
İstanbul Modern, Paris’teki Centre Georges Pompidou işbirliği ve Eğitim Sponsoru Garanti Bankası’nın katkılarıyla gerçekleştirdiği Genç İstanbul Modern etkinliklerini, 15 Mart-31 Mayıs 2013 tarihleri arasında düzenlenen Meka-Kolaj Atölyesi adlı 13. programıyla sürdürüyor.
Geçmiş ve Gelecek
İstanbul Modern, 20 Mart Çarşamba günü açılan "Geçmiş ve Gelecek" adlı yeni koleksiyon sergisiyle sanat müzelerinin geçmişle kurdukları tarihsel bağa ve geleceğin şekillenmesine yönelik üstlendikleri birikime ve sorumluluğa vurgu yapıyor.
Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omuzuma bir beyaz güvercin kondu Aldım elime, usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Güneşsiz - Chris Marker
Zaman, insan hafızası ve film arasındaki ilişkiyi inceleyen olağanüstü bir yol filmi. Güneşsiz, yaşam mücadelesinin iki kutbunda duran Afrika'dan Japonya'ya uzanırken hafızanın kişisel ve küresel hikayeleri ne denli etkilediğini gösteriyor. Adını Modest Mussorgsky’nin şarkı döngüsünden alan film bir tür meditasyon gibi. Hayat kesitlerinden muazzam sinematografik sahneler bir montaj teorisyeni tarafından hazırlanmış. Ölü kediler için dua edilen bir Japon tapınağı, avcılar tarafından katledilen bir zürafa... Güneşsiz, bunlar gibi nice sahneyle belgesel türünün sınırlarını genişletiyor.
Guantanamo Küresel Savaş’taki güç dengesizliğini simgeliyor.
Guantanamo Körfezi’ndeki askeri hapishanenin hala varolması, Edmund Clark için Teröre Karşı Küresel Savaş’taki güç dengesizliğini simgeliyor. Başkan Bush ‘düşman savaşçı’ olarak gördüğü herkesi süresiz olarak gözaltında tutma yetkisine sahip olduğundan beri tüm dünyadan yüzlerce insan Guantanamo’ya gönderildi.
İstanbul Modern’de yeni bir dizi başlıyor: Yönetmenlerle Buluşma
Sinema yazarları ve oyuncuları Reha Erdem’i anlatıyor İstanbul Modern Sinema’da, Türkiye’nin güncel sinema kültüründe sanatsal kimliği ve özgün yaklaşımlarıyla öne çıkan yönetmenlerin konuk olacağı “Yönetmenlerle Buluşma” başlıklı yeni bir dizi başlıyor. Farklı kuşaklardan yönetmenlerin davet edileceği program, onların gözünden üretimlerine ve günümüz sinemasının dinamiklerine odaklanıyor
Contours of Contemporary Kosova 29 Aralık'ta İstanbul Modern Sinema'da
İstanbul Modern Sinema, 27- 29 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek festival Contours of Contemporary Kosova’yı bir günlüğüne konuk ediyor. Kosova’nın önde gelen sanatçı, aktivist, müzisyen ve teorisyenlerini bir araya getiren festival, sanat, film, müzik, sunum ve tartışma etkinlikleriyle ülkenin kültürel değerlerini temsil ediyor, Türkiye ve Kosova arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunuyor.
Afrika'dan Paris'e, tiyatrodan sinemaya uzanan bir "hayat okulu"
İstanbul Modern Sinema, Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle 6-9 Aralık tarihleri arasında, kariyeri Afrika kıtasından Paris’e uzanan oyuncu Sotigui Kouyaté’yi yedi filmiyle anıyor. “Babam, öldüğü güne kadar benim okulumdu. Ölümünden sonra bana geriye kalan yalnızca hayat okulu.
İstanbul Modern - Upload Sinema Maratonu ve Sinepark Kısa Tür Filmi Festivali
İstanbul Modern Sinema bu ayinterneti beyazperdeye taşıyan Upload Sinema Maratonu ve kısa filmlerden oluşan Sinepark Kısa Tür Filmi Festivali ile iki farklı etkinliğe ev sahipliği yapıyor.
“WOMİST - İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında İstanbul'da
“WOMİST - İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün Himayesinde, Pi Production organizasyonu ile gerçekleştiriliyor.
Roger Waters 2013'te İstanbul'da
Pink Floyd'un büyük ismi Roger Waters 2013 turnesi kapsamında İstanbua geliyor, konser için bilet satışları başladı.
Uluslararası Sanatçı Filmleri
İstanbul Modern, 12 ülkeden video, animasyon ve kısa filmler sunuyor.
İstanbul
Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm.
Sevgilerde
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı.
AKBANK 9. KISA FİLM FESTİVALİ BAŞVURULARI BAŞLADI
Türkiye'de kısa film alanında etkin bir platform oluşturan Akbank Kısa Film Festivali bu yıl 9. kez düzenleniyor. Yeni fikirleri desteklemeyi ve kısa film kültürüne katkı sağlamayı amaçlayan Festival, 19-29 Mart 2013 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
2. AKBANK CAZ FESTİVALİ İLE CAZIN YILDIZLARI İSTANBUL'DA
Caz tutkunlarının her yıl heyecanla beklediği, Türkiye'nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 22. yılında yine dopdolu bir program ile sanatseverlerle buluşacak
Beklenen sergi “Monet’nin Bahçesi” Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyarete açıldı.
10. yılını kutlayan S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) düzenlediği Monet’nin Bahçesi sergisi ziyarete açıldı.
Çanakkale Bienali başladı!
''3. Uluslararası Çanakkale Bienali'' çağdaş resim sergisi ile eski otobüs terminalinde açıldı.
"Simgeler ve Suretler" sergisi sanatseverlerle buluşucak
Minyatür ve resim sanatı ustalarından Ruhsar Özer'in eserleri, 2-13 Ekim tarihleri arasında Taksim Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak.
"Hasretinden Prangalar Eskittim" sahne tozu yutacak!
Türk edebiyatının usta şairi Ahmed Arif, Tiyatro Kumpanyası'nın yeni oyunuyla "ilk kez" sahneye taşınıyor.
Urban Festival 4. kez İstanbullularla buluşuyor
Kuzey Avrupa müziğinin günümüzdeki en önemli temsilcisi Röyksopp ve elektronik müziğin dahi çocuğu Trentemoller’i aynı sahnede buluşturuyor.
Tarantino yeniden kamera karşısına geçiyor!
Son birkaç filminde kamera önüne geçmeyen yönetmen Quentin Tarantino, son filmi ‘Django Unchained’de küçük bir rolle geri dönüyor.
Neşet Ertaş; Türkiye'nin Johnny Cash'iydi.
Her coğrafyanın simge halk ozanları vardır. Bu ozanlar; kendilerine kulak kabartıldığında, salt şarkılarının güftesini ortaya saçmaz, aynı zamanda ait oldukları kültürün özelliklerini de fısıldarlar.
Sting İstanbul'a geliyor!
Sting En Sevilen Şarkılarını, 5 Enstrümanlı Orkestra ile Çaldığı Turnesi ile istanbul'da!