-“Efendi!..” dedi. Mustafa Kemal… Sesi kızgın ve üzüntülüydü “Sen ne yaptın? Tüm bunlar olurken. Bu vatanı emanet ettiğimiz evlatlarımız ne yaptı? ”
İçerik şu anda görüntülenemiyor
Bütün gün konuşmaktan ve düşünmekten yorgun düşmüş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Öfkeliydi. Çaresizlik ve her tarafına bir ağırlık vermiş olan atalet, vücudunu kaplayan bir sargı bezi gibiydi.
Ulu önderin “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir” sözleri hiç aklından çıkmıyordu.

Sanki aydınlık bir çağ kapanıyor, uygarlık vatanseverlik gibi kavramların içerikleri değişiyor, ulu önderin adını anmak adeta çetecilik manasına geliyordu artık. Her karşı ses mutlaka bastırılıyordu.

Herkesin korkuları vardı. Kendisinin de. İş yeri tamamen aynı siyasi partinin adamları ile dolmuştu. Zaten onun düşünceleri biliniyordu ve her şekilde baskılanıyordu. İşten ayrılması için her türlü düzen tertipleniyordu. İşinden olamazdı. Ne olursa olsun evde çocuğu vardı. Aldığı krediler vardı. İşsizlik ailesini perişan ederdi. Sabretmek ve maalesef ona dinsiz düşman gibi bakan insanların içinde çalışmak ve durumu idare etmek durumundaydı.

En acısı da kuşkusuz, sessiz kalmak zorunda olduğu anlardı. Zaten açığını bekleyenler, olabildiğince tacizkâr davranıp onu zorluyorlardı. Bu gibi durumlarda kendini çok küçük ve güçsüz hissediyordu.

Daha dün arkadaşları ile sabaha kadar kafa patlatmıştı. Kendini iyi hissetmesini sağlıyordu bu. En azından kendini bir şeyler yaptığına inandırıyordu. Ancak arkadaşlar arasında bile açık konuşmak, tedirginliğe yol açabiliyordu. Telefonlar ve mekanlar dinleniyor, elektronik haberleşme takip ediliyordu. İktidar parti ve başbakan ile ilgili en ufak detay inceleniyordu.

Gidişat iyi değildi. Eli kolu bağlı izliyordu. Olanları farkında olmak ise hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Hayalindeki bağımsız, aydınlık ve güçlü ülkesi, hızla şeyhler, dervişler ve dogmalar ülkesi haline dönüşmekte idi. İktidar partisi tüm güçleri ile Cumhuriyetin temel direklerini zayıflatıyordu. Temsili ve fiili önem taşıyan her kurumun başına örtüler geçiriliyor, ordusu yıpratılıyor ve halkın gözündeki yeri çeteciler ve teröristler ile aynı seviyeye indirgenmeye çalışılıyordu.

Herkes aynı şeyi söylüyordu.”Şöyle korkusuz ve bağımsız bir lider lazım”,”Ulu önder keşke biraz daha yaşasaydı”,”Keşke ulu önder burada olsaydı” Daha ötesi yoktu. Ondan sonrası korku ve bazen de gerekirse gizlilik. Herkes birbirinden bekliyordu. Bir şeyler yapılmasını. Hani bir kıvılcım olsa, bu ateş yanacaktı ama bir türlü olmuyordu.

Tüm bu düşünceler aklının içinde dolanırken gözleri hafifçe kapandı ve uykuya geçiş başladı. Bu esnada herkesin sıklıkla söylediği şeyler kafasının içinde yankılanıyordu. “Ulu önder keşke biraz daha yaşasaydı”,”Keşke ulu önder burada olsaydı”.

----------------

Gözlerini açtı. Saate baktı. Daha dört buçuk. Tekrar yatmaya niyetlendi ama burnuna gelen sigara kokusu uykusunu dağıttı. Şaşırmıştı!.. Evde sigara içen hiç kimse yoktu. Eşi yanındaydı. Kızından şüphelendi ama on yaşındaki çocuk için pek mantıklı gelmedi düşüncesi. Kalkıp bakmaya karar verdi şaşkınlıkla. Kalkınca bir korku girdi yüreğine ya eve hırsız girdi ise.

Tedirginlik içinde salona doğru yürüdü. Koku oradan geliyordu. Kapısını araladı ve dondu kaldı. Evet biri vardı. Hırsız!...

Evdeki kişi salonun perdesini hafifçe aralamış, sol eli arkada belinin üzerinde ve sağ elinde tuttuğu sigarasını içerek dışarıyı seyrediyordu. Şaşkınlık içinde ve korkudan küçük dilini yutmak üzereydi. Hava hafifçe aydınlanmaya başlamış, ancak halen sokak lambalarının yandığı belli oluyordu.

-“Kimsiniz” dedi otoriter bir tonlama yapmaya çalışarak.

Salondaki adam arkasını dönmeden sigarasından bir nefes daha aldı. Çok sakin görünüyordu. Ve hafifçe dönerken kim olduğunu söyledi.

-“Mustafa Kemal”

-“Efendim” dedi şaşkınlıkla.

-“Benim çocuk” dedi. Tok bir sesle.

Olanları anlamaya çalışıyordu. Dizleri titriyor, aklı karışıyordu. Ne yapacağını bilmeden etrafına bakmaya başladı. Acaba rüyamıydı, yoksa biri onunla dalga mı geçiyordu. Tüm bu düşünceler kafasından geçerken gözlerini ovuşturdu. Sanki aynı sahneyi tekrar bakınca görmeyecek gibi.

Hayır. Hala oradaydı. Salondaki kişi öne doğru bir adım attı ve camın önündeki koltuğun üzerine oturduğunda, sanki bir balodaymış gibi kibar bir şekilde bacak bacak üzerine attı ve sigarasından bir nefes daha çekti ve hemen yandaki sehpanın üzerinde bulunan kül tablasında söndürdü.

Sanki gözleri karanlığa alışmaya başlamıştı. Bu gördükler karşısında ne diyeceğini bilemez halde duruyordu. Ulu önder karşısında, rengi tam olarak anlaşılmasa da nefti yeşil bir asker üniforması, ayaklarında çizmeleri ve bu loşlukta bile fark edilmemesi imkânsız bir ışıkla ona bakan gözleriyle,

-“Evet çocuk” dedi “Yaklaş”

Bir adım attı. Dizleri titriyordu. Her tarafından ter boşanıyor ve zorlukla nefes alıyordu. Gerçekten ulu önder gelmişti. Bu gidişata dur demeye.

Ellerini önünde birbirine kenetledi ve bir adım daha attı atanın huzuruna doğru.

-“Anlat bana evlat. Ahval nedir memlekette?”

-“Atam” dedi sesi titreyerek. Adeta çocuk gibi, koşup dizlerine kapanıp ağlamamak ve memleketin bu günkü halini şikayet etmemek için zor tutuyordu kendini. Ve anlatmaya başladı her şeyi. Vatanın nasıl bağımsızlığını kaybetmeye başladığını, memleketin bütün iç işlerinde başkalarının etkilerinin olduğunu, tarikatların gücünü, okuma yazma oranını, o gittikten sonra memleketin nasıl bir borç batağına düştüğünü, aynı topraklarda kardeşin kardeşe neler yaptığını….

-“Yeter!..” diye kükredi Mustafa Kemal.

Gözleri çakmak çakmak oldu. Duyduğu tarifsiz üzüntü yüzünde belli oluyordu. Ama en çok yaşadığı hayal kırıklığı onu sarsmıştı. Ömrünü adadığı vatanda neredeyse sıfırdan elde edilen bağımsızlık ve istiklal, kocaman bir hiç haline gelmişti. Afyonda, Eskişehirde ve memleketin her karışında bu sınırları korumak için emrinde savaşan neferleri gözünün önüne geldi. Çok büyük bölümü, gözünü bile kırpmadan şehadet şerbetini içmişti. Yeni doğmuş bebeklerini göremeden, yavuklularına kavuşamadan ve en acısı bir mezarları olmadan ölmüşlerdi. Hiçbir şeye önem vermemişlerdi bu vatandan başka.

Kaşlarını öfkeyle çattı.

-“Efendi!..” dedi. Mustafa Kemal… Sesi kızgın ve üzüntülüydü “Sen ne yaptın? Tüm bunlar olurken. Bu vatanı emanet ettiğimiz evlatlarımız ne yaptı? ”

Sendeledi birden. Beklemiyordu böyle bir soruyu. Atasına anlatarak görevini yaptığını düşünmüştü oysa. İçine çok büyük bir ağırlık düştü. Gözleri karardı. Küçücük hissediyordu kendini. Kekeledi yine.

-“Atam” dedi “Böyle olmaması için gücümüz ölçüsünde… ”

Boğazında düğümlendi kelimeler. Tek bir ses daha çıkaramadı Atanın gözleri ile karşılaşınca. Başını öne eğdi. Sustu. Sanki yüz binlerce Mehmetçik fırlamıştı hayal kırıklığı ile nemlenen o mavi gözlerden “Biz sizin için öldük, gözümüzü kırpmadan.” “Biz sizin için öldük, istikbale ve sizlere olan inancımızdan” diyorlardı kızgınlıkla ve yüz binlerce hayal kırıklığıyla.

Keşke orada saklanabileceği, Atanın bakışlarından kaçabileceği bir yer olabilseydi. Ter içinde kalmıştı ve utancın en şiddetlisini yaşıyordu. Bakışları yerde, elleri önünde kenetli, iki büklüm olmuş titriyordu. Atanın karşısında.

Tekrar bakışlarını kaldırma cesareti bulduğunda, havanın biraz daha aydınlanmış olduğunu fark etti. Ama ata yoktu. Etrafına bakındı anlamaya çalışarak, rüyamıydı acaba. Salondaydı hala iki büklüm. Tekrar ter boşandı her yerinden. Sigara kokusu alıyordu burnu. Korkarak bakışlarını kül tablasına çevirdi. Görmeyi ummadığı şeye.

---------------

Sabah olup eşi onu bulduğunda, salonda baygın olarak yatmaktaydı. Eşi onu tekrar yatağına yatırmış ve ortalığı toplamıştı. Hemen kalktı ve tekrar salona koştu. Derin bir nefes aldı “Neyse” dedi. “Rüyaymış.” Rahatlamıştı ki. Eşinin sorusu ile dünya durdu birden!...

-“Ne zaman sigaraya başladın sen?”

Facebook'ta Paylaş
09.Kasım.2012 1735 Kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Haberler

Dünya Kadınlar Günü
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
"11 Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali"
İstanbul Modern Sinema, 16-23 Mart tarihleri arasında bu yıl 11. yaşını kutlayan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Bu yıl susturulan, görmezden gelinen kadınlara ithaf edilen festival, 19 ülkeden kadınlar ve filmlerine yer veriyor.
KADİM KARANLIK - İŞKENCE
İnsanlık suçu. İnsanlığın suçu. İşkence bir insanın başka bir insana yaptığı, maruz kalan kişiden bazı talep ve beklentilerin karşılanması itiraf almak, bilgi edinmek, cezalandırmak, korkutmak amacı ile yapılan fiziksel ve ruhsal acı verici eylemler. İşkence hakkında düşünürken, her türlü kötü ve aşağılayıcı muamele akıllara gelmektedir.
BEŞYÜZ YILLIK TÜRK KORKUSU - Herşey Türk İşi
"Mamma li Turchi!" – Anneciğim Türkler Geliyor- 15. Ve 16. Yüzyıllarda Kilise tarafından, Avrupa halkına yapay ve bilinçli olarak böyle bir korku yayılmasaydı, büyük olasılıkla Avrupa halklarının büyük bölümü, çökmüş feodalizm yerine Osmanlı saflarını tercih edecekti.
HAYDARPAŞA GARI’NIN GİZLİ KORUYUCULARI
Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından projesi yapılan garın inşası sırasında yine Alman ustalar ve İtalyan taş ustaları çalışmıştır.
MUTLU YILLAR
Ümit ediyoruz ki; 2013 yaşayan tüm insanlar ve bu dünyayı paylaştığımız tüm canlılar için güzel ve değerli olan herşeye ulaşıldığı, barış ve aydınlığın hakim olduğu bir yıl olur.
Sevgili Öğretmenim!.. Herşey için teşekkür ederim.
Her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e 24 Kasım 1928 tarihinde “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanı verilmiştir. 1981 yılından bu yana her yılın 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır
YİRMİ KASIM DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ
191 Ülke tarafından kabul edilen sözleşme, çocukların, maruz kaldığı bu kötü muameleleri ortadan kaldırmak ve onlara daha iyi koşullar sağlamak maksadı ile hazırlanmıştır. Toplam 54 maddeden oluşan bu sözleşmeye Türkiye 1990 yılında imza atarak taraf olmuştur.
-“Efendi!..” dedi. Mustafa Kemal… Sesi kızgın ve üzüntülüydü “Sen ne yaptın? Tüm bunlar olurken. Bu vatanı emanet ettiğimiz evlatlarımız ne yaptı? ”
Bütün gün konuşmaktan ve düşünmekten yorgun düşmüş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Öfkeliydi. Çaresizlik ve her tarafına bir ağırlık vermiş olan atalet, vücudunu kaplayan bir sargı bezi gibiydi.
Cumhuriyetimizin 89. Yılı kutlu olsun
29. Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun
NASA Uzay Fotoğrafları Sergisi
NASA Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi http://www.nasaimages.org/ adresinde birbirinden güzel uzay fotoğrafları yayınlıyor.
Kansas Şehir Kütüphanesi
ABD'nin Missouri eyaletindeki Kansas Şehrinde yapılan Şehir Kütüphanesi, kitaplardan oluşmuş gibi tasarlanıp yapılan ilginç cephesiyle dikkat çekmektedir.
Bu filmler sağlığa zararlı!
2011'de vizyona giren ve fazla gişe yapan genç ve çocukların da izleyebileceği yaş kategorisine uygun Hollywood filmlerinde 1 yıl öncesine oranla daha fazla sigara içildiği belirlendi.
Contemporary İstanbul Lütfü Kırdar'da!
Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul, 22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.
İnsanoğlu bin yıllardır mücadele ediyor...
İnsanoğlunun bin yıllardır yaşlanmaya karşı koyduğu mücadelede ilk kez umut veren bir gelişme kaydedildi. İ
Hayır için soyundular
Gönüllü bir grup maceracı çıplak bir şekilde yeraltı mağaralarına indi.
Erozyon Dede'ye Büyük Ödül !..
Erozyon Dede "Hayrettin Karaca"nın gurur gecesi...
'İnsan vücudu internete bağlanacak'
Akıllı telefonlardan arama motoruna bilişimin her alanında faaliyet gösteren Google, bilim kurgu filmlerinden aşina olduğumuz bir teknolojiyi olgunlaştırmak üzere.
Üsküp Kalesi Osmanlı ile buluşacak
Makedonya'nın başkenti Üsküp'te bulunan ve Balkanların en önemli kalelerinden biri olan Üsküp Kalesi'ne, Osmanlı dönemine ait eserlerin sergileneceği bir müze yapılacak.
FİLMEKİMİ
11. Filmekimi bu yıl da İstanbul sınırlarını aşarak Türkiye’nin 8 farklı şehrine sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini götürüyor