Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar
İçerik şu anda görüntülenemiyor
İstanbul Modern’in yeni sergisinde modernleşmenin günümüz dünyasına yansıyan dinamikleri ele alınıyor. İstanbul Modern’in yeni sergisi Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar, modernleşmenin günümüz sanatına olan etkilerini araştırıyor.


Comité Colbert’in sponsorluğunu üstlendiği, 16 Ocak- 16 Mayıs tarihleri arasında sürecek sergi, sanatçıların modernleşmeyle hesaplaşmalarını ve bugün hala gündemde olan modernlik olgusunu ele alıyor. Çelenk Bafra ve Levent Çalıkoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar 11 sanatçının 17 eserine yer veriyor.



Görsel sanatların bir yandan eleştirdiği öte yandan sayısız araştırma alanı açan bir kaynak olarak gördüğü modern hayatın dinamiklerine odaklanan sergide Nevin Aladağ, Fikret Atay, Kader Attia, Ayşe Erkmen, Cyprien Gaillard, Thomas Hirschhorn, Pierre Huyghe, Chris Marker, Sarkis, Hale Tenger ve Nasan Tur yer alıyor.



Dünya, sosyo-ekonomik yapıların dönüştüğü, teknoloji ve sosyal medya kullanımının iç içe geçerek karmaşık ilişkiler oluşturduğu bir dönemden geçiyor. Modernlik? sergisi ise, modernliğin geride bıraktığı tortuların hayatımıza nasıl sızdığını ortaya çıkarmaya çalışıyor. Türkiye’nin modernleşme sürecindeki rol modellerinden olan Fransa’dan ve Türkiye’den sanatçılara yer veren sergi, modernliğin farklı biçimlerde sürekli karşımıza çıkan kalıntılarının bugünü ve geleceği nasıl dönüştürebileceğini tartışmaya açıyor.



Fransa ve Türkiye’den sanatçılara yer veren sergi, yirmi birinci yüzyılda modernliğin algılanışını sorgulayan çalışmalardan oluşuyor. Sergi, sanatçıların modernliğe yaklaşımlarının değerlendirilmesi için fırsat yaratırken, estetik anlayışı, toplumsal okumalar ve ütopyalara dair yeni önerilerin belirlenmesini sağlıyor.



Modernliğin hayatımız üzerine yansıyan etkileri



Modern hayatın günümüz dünyasına yansıyan olumlu ve olumsuz dinamiklerini bugünün açısından değerlendiren sergi, yaşadığımız dünyanın bütün ilişkilerine sinen modernist yapının sanatçılar tarafından nasıl eleştirildiğini ve yorumlandığını araştırıyor. Sergi, modern hayatın dönüştürdüğü kent kültürü, modernliğin sosyal, kültürel, ekonomik, politik etkileri ve modernlik idealleri arasında var olan ütopya üzerine sanatçılar tarafından yapılan yorumlara odaklanıyor.



Modernliği hem bellekte yaşanan hem de farkında olmadığımız etkileri ile günümüzü şekillendiren bir olgu olarak tartışan sergi, 19. yüzyılda ortaya çıkan ve Batı dünyasının evrensel bir ideal olarak tüm dünyaya sunduğu modernliğin farkında olduğumuz ve olmadığımız yönlerini hatırlatıyor.



Gündelik hayatta birçok dönüşümün kaynağını oluşturan bir güç olarak yeniden yaşadığımız modernlik deneyiminin etkilerinin ne kadar farkında olduğumuzu araştıran sergi, “İnandığımız modernlik ile yaşadığımız modernlik arasındaki farklar neler? Modernliğin sızmadığı, dönüştürmediği, baskın hale getirmediği ya da unutturmadığı kaç hikaye hatırlıyoruz? Yaşantımızı sosyo - kültürel kategorilere bölen modernist hiyerarşi kalıplarından sıyrılmamız mümkün mü? Coğrafyalar arasında statü oluşturan, dünyayı “ileri” ve “geri” gibi ilkel bağlamlara ayrıştıran modernist hegemonyayı belleklerimizden kolay kolay silebilir miyiz? Maddi ve manevi dünyamızda yaşadığımız parçalanmadan, benliğimizi saran yabancılaşma duygusundan hep modernliği sorumlu tutmuyor muyuz?” sorularını ortaya atıyor. Sanatçıların bu sorular etrafında gerçekleştirdikleri çalışmalar serginin merkezini oluşturuyor. Sergi aynı zamanda modernliğin idealleri ile sanatçıların neler yapabileceğini ve sanat ile modernlik arasında var olan karmaşık ilişkiyi anlamak için de bir tartışma zemini yaratıyor.



İstanbul Modern’in yedi yıl önce Fransa ile başlattığı kültürel işbirliğini yeni projelerle geliştirerek sürdürdüğünü belirten İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, “Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar sergisi köklü  geçmişe sahip olan Türkiye ve Fransa  kültürlerinin, tarih boyunca etkileşim içinde ortaklıklarını besleyerek, günümüze taşımayı amaçlıyor” dedi.



Serginin, modernliğin ve modernleşmenin merkezlerinden biri olan Fransa’nın son dönemde giderek önem kazanan Türkiye ve dünya başkenti olarak yükselen İstanbul ile buluşmasını da simgelediğine değinen Oya Eczacıbaşı, günümüz dünyasında modernliğin yarattığı küresel etkiyi görünür kıldığını ifade etti.



Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar sergisi boyunca İstanbul Modern’de  sergiye paralel çeşitli etkinlikler düzenleneceğini söyleyen Oya Eczacıbaşı, Eğitim Bölümü’nün Modern Zaman Atölyeleri başlıklı eğitim programını ve İstanbul Modern Sinema’nın da sergi sanatçılarından Fransız sinemacı Chris Marker’ın 13 filminden oluşan Heykeller de Ölür başlıklı bir film programı sunacağını belirtti.



Comite Colbert Başkanı ve CEO’su Elisabeth Ponsolle des Portes “Comité Colbert, serginin sponsoru olarak kültürel çeşitlilikten yana tavrını ortaya koydu. Türkiye’den bazı sanatçılar sergiye özel çalışma yapması için davet edildi. Fransız lüksü Fransa’da ve dünyanın birçok ülkesinde yaptığı gibi, İstanbul’da da kültürel yaşama dahil olarak  sosyal sorumluluğunu yerine getirdi” dedi.



İstanbul Modern Şef Küratörü ve sergi küratörlerinden Levent Çalıkoğlu sanatçıların modernlik kavramının etkilerini, gündelik hayatımıza yayılan anlamlarından yola çıkarak sorguladığını dile getirdi: “Modernlik projesi ve içinden doğan sosyo kültürel bağlamlara sarmal ve gerilimli bir ilişkiyle bağlı modernizm neredeyse yarım yüzyıldır hedef tahtasında. Görsel sanatların lokomotif bir güçle başlattığı bu eleştirel yapı, 1960’lı yılların özgürlükçü ortamından beslenerek sosyal bilimlerden kültürel araştırmalara, mimari uygulamalardan kent kültürü pratiklerine kadar pek çok alanda büyük bir uyanış ve dönüşümün kapısını araladı.



Çalıkoğlu, modernliğe yöneltilen bu eleştirilerden örneklerin yer aldığı serginin, artık farkında olmadığımız halde aslında hayatımızın en içinde yer alan modernlik pratiklerine dair bizleri düşünmeye sevk edeceğini ifade etti: “Bu sergi, bu birikmişliğin üstüne, globalizmin farklı, derin ve karmaşık ilişkilerinin yaşandığı, yeni teknoloji ve sosyal medya kullanımının girift yapılar oluşturduğu, neo-liberal ekonomik düzenin yeni üretim ve tüketim biçimleri doğurduğu günümüzün göreli yönsüz dünyasında, modernliğin geride bıraktığı tortuların hayatımıza nasıl sızdığını ve dönüştürdüğünü hatırlatmaya çalışıyor. Görsel sanatların kimi zaman bir mezar taşı olarak gördüğü kimi zaman da sonsuz bir imkan ve fırsat alanı olarak kabul ettiği modern hayatın dinamiklerine odaklanıyor. Hayalet gibi istemediğimiz bir anda karşımızda beliren modernliğin kalıntıları ile neler yapılabileceğini tartışmaya açıyor.



Küratör Çelenk Bafra, farklı kuşaklardan ve her biri modernlik olgusunu sanatsal pratiklerinin merkezine almış 11 sanatçıyla, sergideki yapıtları ve sergileme biçimleriyle ilgiliyi iki yıldır çalıştıklarını belirtti: “ Sergide modernliği farklı perspektiflerden ele alan ve her biri için şimdiden ikonik ifadesini kullanabileceğimiz, büyük ölçekli, kapsamlı ve çok katmanlı okumalara izin veren çalışmalar yer alıyor. Sergiye özel ve ilk defa Modernlik? sergisinde izleyiciyle buluşacak yeni çalışmaların olması da ayrıca değerliydi. Ayşe Erkmen’e ‘’PFM-1 ve adlı kara mayınları sorununa parmak basan serisinin devamı niteliğinde iki yeni iş yapması için teklif götürdük. Batmanlı video sanatçısı Fikret Atay ise sergi konseptinden yola çıkarak 5N1K başlıklı yeni bir video çekti. Berlin’de yaşayan sanatçı Nasan Tur’un sergideki bir çalışması ise özellikle ziyaretçiler için ilginç, çünkü yemek pişirmek ya da maçta tezahürat yapmak gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilecek 5 farklı sırt çantasını isteyen günübirlik ödünç alıp kentin farklı noktalarında istediği gibi kullandıktan sonra müzeye geri getirebilecek.



Modern kent, modern birey, bugün ya da gelecekteki dünya tahayyülü gibi çeşitli ve temel çıkış noktalarına sahip yapıtların her biri aslında sanatçının modernliğe dair genel duruşunun bir özeti ve hatta modernlik üzerine küçük bir kişisel sergi olarak da görülebilir.Tam da bu nedenle yapıtları mekanda birbirinden bağımsız ama aralarında çekim kuvveti olan atomlar gibi sergiliyoruz, ya da bunu birbiriyle bazen diyalog bazen karşıtlık halindeki modernlik adaları gibi de yorumlayabiliriz.”



Sergide Fransa ve Türkiye’den 11 sanatçı yer alıyor



Kişisel deneyimleri ve büyüdüğü ortamın da etkisiyle göçmenlik, çok kültürlülük ve kültür çatışmaları hakkında düşünen Nevin Aladağ, yerleştirme, video, fotoğraf ve performansla ortaya koyduğu çalışmalarında kentsel gerçeklik ve modern kent yaşamını ele alır. Yoğun bir gözlemin ürünü olan yapıtları belgesel unsurlar barındırmakla birlikte şiirseldir.



Fikret Atay, belgesel estetiğine yakın, yalın, doğrudan ve doğal bir üslup ve incelikli bir kurgu tekniğine sahiptir. Görsel ve işitsel simge, kod ve imgeler kullanarak aidiyet ve kimlik kavramlarının tarihsel ve coğrafi bağlamlarını irdeler. Sosyokültürel meseleler etrafındaki zaman ve mekanın temsili üzerine düşünür ve modernleşme etkisiyle dönüşen geleneksel yaşama bakar.



Günlük gerçeklerin farkındalığını belli bir siyasi bilince dönüştüren Kader Attia, tüketim toplumunun fantazmagorik öğelerini parçalara ayırır, beklenmedik benzetmelerle, anlamın ortaya çıkmasını sağlayarak, “günümüz dünyasının referans noktası eksikliğini ve uyurgezer gibi ilerlemesini” aşar.



Yapıtlarında mekanı temel bir unsur olarak ele alarak mekana özgü enstalasyonlar yaratan Ayşe Erkmen’in çalışmaları çeşitli mekan ve bağlamlardan yola çıkar, çoğunlukla fiziksel anlamda yer değiştirmeleri ya da yerinden çıkarmaları algısal ve epistemolojik kaymalar sağlamak için kullanır.



Cyprien Gaillard, inşa ve yıkımı birbirini tamamlayan eylemler olarak gösteren tarihselliğe büyük önem verir. Konut binalarını yıkılmadan hemen önce veya görkemli bir şekilde yıkılırken fotoğraflar.



Thomas Hirschhorn, heykelleriyle çağdaş sanatın biçimsel akımlarıyla oynayarak seyirciyle mesafesiz bir karşılaşma yaratır ve yakın bir diyalog kurar, Dünyadaki konumunu ifade etmeyi, reklam seraplarıyla birlikte sunularak etkisi daha da şiddetli kılınan bilgi parçalarını bantlarla birleştirmeyi, dünyayı yeniden anlamlandıran büyük düşünür ve sanatçılara anıtlar dikmeyi tercih eder.



Gerçek ve kurgunun arasındaki yakın ve belirsiz ilişkiliyi sorgulayan eserleriyle Pierre Huyghe, ortak belleği ve zaman ile ilişkimizi sorgulayarak yeni kutlama şekilleri icat eder.  Çalışmaları, film ya da enstalasyon biçimini almadan önce performatif yanlarıyla ön plana çıkar. Görsel önerilerinin merkezinde kurguyu gerçekliğin alan-zamanına oturttuğu durumlar yer alır.



İlk kullanıcılarından biri olduğu bilgisayarın gelişiyle tam bir dönüşüm için giren teknolojik ortamda imgeye dair meseleleri inceleyen fotoğrafçı, yazar ve sinemacı Chris Marker, görselleri derleyerek birbirlerine anlamlı biçimde bağlayıp herkesin anlayabileceği bir dil oluşturur. Öte yandan da görselleri, belleği ve zamanı geri çağırabilen bir “küresel köy” modelinin ortaya çıkmasını sağlar.



Bellek ve anı gibi kavramlara odaklanan Sarkis, çoklu düşünsel katmanlarla oluşturduğu yapıtlarında sanatsal pratiğin kültürel ve tarihsel belleğiyle kişisel deneyimlerinden yola çıkar. Çalışmalarında yoğun anlamlarla yüklü sembolik öğelere yer verir ve bunları sıklıkla kavramsal sanat, tiyatro, sinema, mimarlık ve müzik tarihinden referanslarla bağdaştırır.



Yapıtlarında uygarlığın, ilerlemenin ve modernleşmenin evrensel boyutta yarattığı yıkım ve sıkıntıları işleyen Hale Tenger, kimlik, kültür ve aidiyet kavramlarına bağlı olarak göç, sınırlar ve ayrımcılık gibi meseleleri inceler. Videolarında ve alışılmışın dışında malzemelere yer verdiği enstalasyonlarında siyasal tarihe ve insan psikolojisine dair referanslar kullanır.



Bireyin kent ve toplumla ilişkisini ele alan çalışmalarıyla tanınan Nasan Tur, çalışmalarını video, enstalasyon, fotoğraf, performans ve kamusal alana müdahale gibi farklı araçlarla ortaya koyar ve izleyicinin de rol alabileceği alanlar yaratmaya önem verir.



Modernlik kavramının farklı yönlerden tartışıldığı sergi katalogu



Serginin katalogunda, İstanbul Modern Küratörü ve sergi küratörlerinden Çelenk Bafra, İstanbul Modern Şef Küratörü ve sergi küratörlerinden Levent Çalıkoğlu, Prof. Dr. Nilüfer Göle, Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ve Centre Pompidou küratörlerinden Emma Lavigne’in yazıları bulunuyor.



Paris’teki Sosyal Bilimler Akademisi Direktörü Prof. Dr. Nilüfer Göle sergi katalogundaki yazısında, bir yandan tektipleşmeye işaret ederken bir yandan bireyin bulunduğu coğrafyadan koparak özgürlüğe ve yeniyi bulmaya çalışarak özgünlüğe ulaşmasını vaat ettiği, geçmişten kopuşu ve şimdiyi yüceltirken diğer yandan da tarihe övgüler düzdüğü için modernliğin düz bir kavram gibi gözükmesine rağmen karmaşık olduğuna değiniyor.



Modernliğin kültür ve sanat alanındaki yaratımın “köklerinden kopmuş, yerinden yurdundan olmuş, edilmiş, göçmen ötekini kucaklayan” bir yapısının olmasını gerekli kıldığına değinen Göle, serginin beslendiği coğrafyalara atıfta bulunarak Paris ve İstanbul şehirlerini karşılaştırıyor: “Kültürel, kimliksel ve coğrafi sınırları aşmaya çalışan her kesimden insana karşı gösterdiği misafirperverlik, Paris’i hem bir sığınak hem de bir düş diyarı yapmıştır. Paris, özgünlüğünü kaybetmeden farklı kültürlerin çapa attığı ve kaynaştığı bir yer olmuştur. Şimdilerde, İstanbul sanatın yeni kültür başkenti olarak ortaya çıkıyor; kültürün ışıdığı yer olarak uzak memleketlerden bireylerin entelektüel evrenine giriyor. Şehr-i İstanbul bir modernlik «etkisi», devingenlik ve yaratıcılık arzusu yaratıyor, cazibe merkezi haline geliyor; bu da bir misafirperverlik talebini beraberinde getiriyor. Müzeleriyle, sanat galerileriyle ve bienalleriyle şehrin sanat ortamı, farklı köken ve kültürlerden sanatçıların çalışmalarını yakınlaştırıp bir araya getiriyor.”



Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Osmanlı’daki modernleşme atılımları, Batılılaşma ve reformların gelişimine paralel olarak Fransa’da modernliğin nasıl deneyimlendiğini araştıran katalog yazısında, Osmanlı’daki dönüşümü hem siyasi ve askeri hem de kültür ve sanat yönlerinden ele alıyor.



Fransa’daki modernlik modelinin bu dönüşümde oynadığı rolü ve Fransız düşünürlerin Osmanlı aydınları üzerindeki etkilerini irdeleyen Kahraman, iki kültür arasındaki etkileşimin kökenini de vurguluyor: “1789 tarihinde başlayan Türkiye-Fransa kültürel ilişkisi çok yoğun bir biçimde ve Paris’te ortaya çıktı her türden akımın ve anlayışın Türkiye’de yeniden üretilmesine dayalı olarak yaklaşık 200 yıl devam etti. Bu herhalde başka hiçbir kültürde (çok yakın bir örnek olan Rusya’da dahi) karşılaşılmayan bir durumdur. Söz konusu yoğun ilişki 1980’lerin sonuna doğru artık sona yaklaşıyordu. Ekonomik ve kültürel algılar o dönemden başlayarak yeni bir mecraya giriyordu. Uzun ve çok verimli bir tarih kapanırken geride son derecede özgün ve hala irdelenmeyi bekleyen bir birikim bırakıyordu. Zaman zaman Almanya üstünden gelen bazı düşünce akımlarıyla kesişse ve bütünleşse bile Fransız düşünce ve siyasal sistemleri Osmanlı-Türk modernleşmesinin belkemiği olmuştu. Bu tarih, etkileşimler bakımından bugün tamamlanmıştır.




Facebook'ta Paylaş
15.Ocak.2013 962 Kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Haberler

BEN DR.OZZY HEAVY METAL EFSANESİNDEN SIRADIŞI TAVSİYELER
Kabul edin, aile hekiminiz hiç 100 km hızla giderken eşek arısı yutmadı, tıbben (hem de iki kez) ölü ilan edilmedi, Batı Medeniyeti’nin görüp görebileceği en anormal ailenin reisi olmadı
Sevgili kitap dostu
geriver.com, okumak istediğiniz bir kitabı kimden ödünç alabileceğinizi bulabilmeniz için vardır...
Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar
İstanbul Modern’in yeni sergisinde modernleşmenin günümüz dünyasına yansıyan dinamikleri ele alınıyor. İstanbul Modern’in yeni sergisi Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar, modernleşmenin günümüz sanatına olan etkilerini araştırıyor.
Söz gelişi bir umacı değilim ben, bir törensel korkuluk da değilim, üstelik bugüne değin, erdemli diye saygı duyulan insan türüne aykırı bir yaradılış
Kendini anlatmak, tüm paradigmalardan ayrı, tüm yargıları ters yüz ederek. Friedrich Nietzsche kendini böyle anlatıyor. Tüm yargılardan bağımsız ve özgür olmaya çalışarak...
İLK SENARYO YARIŞMASI
“EN İYİ İLK SENARYO” ÖDÜLÜ YENİ KALEMLERİ BEKLİYOR! TÜRSAK (Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür) Vakfı ve T.C. Sinema Genel Müdürlüğü’nün, Uzun Metraj Film Projelerini Yazım Aşamasında Desteklediği “EN İYİ İLK SENARYO YARIŞMASI”NIN ANA JÜRİSİ BELLİ OLDU!