BEŞYÜZ YILLIK TÜRK KORKUSU - Herşey Türk İşi
İçerik şu anda görüntülenemiyor
"Mamma li Turchi!" – Anneciğim Türkler Geliyor- 15. Ve 16. Yüzyıllarda Kilise tarafından, Avrupa halkına yapay ve bilinçli olarak böyle bir korku yayılmasaydı, büyük olasılıkla Avrupa halklarının büyük bölümü, çökmüş feodalizm yerine Osmanlı saflarını tercih edecekti.


Türkler ile ilgili 500 yıllık önyargıları anlatan bir çalışma yapan Dr.Margarete Spohn, Yapı Kredi yayınları tarafından yayınlanan kitabında, çağın koşulları sebebi ile egemen toplumsal politika olarak, Türklere bakışın planlı bir siyaset olduğunu ortaya koyuyor.



Tarihsel araştırmaları sırasında 1555’li yıllarda Almanya da ciddi bir Türk korkusu olduğu, hatta araştırmaların devamında aynı korku ve ön yargıların Avustralya ve Yeni Zelanda da bile olduğunu ve bunun 450-500 yıllık bir tarihe sahip olduğunu gören Spohn bu konuda daha kapsamlı bir araştırmaya girerek, “HERŞEY TÜRK İŞİ-ALLES GETÜRKT” isimli kitabını hazırlamıştır. 2003 yılında Yeditepe Üniversitesinde gerçekleştirilen bir konferansta kitabı ile ilgili bilgi veren Spohn’na göre;



“Viyanalı bir köylünün anlattığı bir masalda Türkleri “savaş getiren, zalim, savaşçı, öldüren, ve öldüremediğini köle olarak çalıştıran, sonsuza kadar sürecek bir bela” şeklinde tanımlamaktadır.



Protestan kilisesinin kurucusu Martin Luther ise Türkleri “kıyameti getiren atlılar, dünyanın sonunun getirecek ırk” şeklinde tanımlayarak Avrupa da Türklere karşı duyulan korku ve nefreti göz önüne koymaktadır.



Ancak tarihin derinliklerine inildikçe bu korku ve nefretin sebeplerin sistemli bir propaganda ve karalamaya dayandığı, aslında Türklere atfedilen bu sıfatların tamamen asılsız olduğu görülmektedir.



Tüm bu karalama ve kötüleme propagandasının altında yatan konu temelde 16.ve 17. Yüzyıllarda büyük vergi yükü altında ezilen bir halk, çiftçi ayaklanmaları varken, feodal yapının üst kesimlerinde bu halkı sömüren ve kendi kurallarına göre yaşatmaya çalışan asiller, kilise ve ordu vardı. Bu sosyal hiyerarşi büyük bir adaletsizliğe yol açıyordu ve asla sınıflar arası bir atlama söz konusu olamazdı. Bununla beraber Hristiyan aleminde Protestan ve Katolik kiliseleri arasında büyük bir mücadele vardı. İşte bu kaotik durum içinde, bir de Viyana kapılana kadar dayanan, güçlü. Sosyal sınıf ayırımları olmayan Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’nın Feodal yapısına karışı çok büyük bir tehlike olmaktaydı.



Bu feodal yapıya dahil olan çiftçiler, emeklerinin karşılığını almak isteyen tüm kesimler, sınıf atlamanın hayal olduğu bu yapıda kalmaktansa, daha adil bir ortamda, sınıf ayrımı olmadan, belki vezir olabilme hayali bile kurabileceği Türk saflarına katılmayı tercih ediyorlardı. Öyle ki; 48 osmanlı vezirinin 32 tanesi devşirme idi. Bu yüzden yalnızca çiftçiler için değil, askerler için bile büyük insan transferi söz konusu olmaktaydı.



1481 yılında 1500 asker Napoli de Türk saflarına geçmişti. Limni de ise Papa saflarında olan bir çok kişi yine Türk saflarna geçmişti.



Türklerin halka bu kadar cazip gelmesi, kiliseyi ve soyluları çok endişelendirmekteydi. Protestan kilisesinin kurucusu Martin Luther; “Türkler insandan çok şeytandırlar, Türk saflarına gitmek isteyenler ise aptaldır” demiştir. Bununla beraber 15. Ve 16. Yüzyıllarda Papa ve Katolik kilisesi zor durumda idi. Çünkü, Martin Luther Protestan kilisesini kurarak Hristiyanlığı bölmüştü. Ve kendi iç çatışmalarına yönelen dikkatleri dağıtmak ve kendi nosyonunun kurtarmak için dış bir düşman aramakta idi. İşte tüm bu sebepler Türklere karşı karalama ve kötüleme propagandalarını başlatmıştı.



Kilise değişik yöntemler deniyordu.




  1. Asılsız mektuplar yazılıyor ve kiliseye gelen halka okunuyordu. Sözde Türk saldırılarına uğramış birinden gelen bu mektupların içeriği genellikle aynı idi. “Türklerin barbar olduğu, yeni doğan bebekleri kestiği, kadınlara tecavüz ettiği...vb.


  2. Kiliselerde vaazlar veriliyordu “Türklerden daha zalim, acımazsız, daha kötü kimse yoktur. Ayrım yapmadan, çocuk, kadın, yaşlı, hamile demeden öldürürler, tecavüz ederler.


  3. Türk Çanları kuruldu. Öğle saatlerinde -11:00-12:00- çanlar çalınırdı. Çanlar çalındığı vakitte, bütün halk diz çökerek,  Türk saldırılarından koruması için Tanrıya dua ediyorlardı. –İkinci Viyana kuşatmasından sonra da çanlar çalmaya devam etmiştir.


  4. Topluca dualar ederek, Türklerden korunmayı dilerlerdi. 117 değişik dua Türklerden korunmak için okunurdu. Ve bunlardan 87’si, Türklere karşı Hristiyan askerlerle birlikte savaştığına inanılan “Türk Maria” isimli yarı tanrısal bir kişiliğe yazılmıştı.



Bu noktada o zamanlardan işlenen bilinç altının bu güne nasıl yansıyacağını tahmin etmek güç değil. Tüm Avrupa ülkelerinin bu lanete karşı korunması için herkes elinden geleni yapmaktaydı. Ve tek Avrupa fikrinin böyle bir dönemde Türklere karşı oluşmuş olduğunu görmekteyiz. Bu durum, Avrupa Birliği’ne girmek isteğindeki bir Türkiye’nin onlar üzerinde yarattığı etkiyi belki daha anlaşılır kılabilecektir.  



İkinci Viyana kuşatmasından sonra Türklerle ilgili “Bunlar yenilmezler, bunlar Tanrının laneti gibi yargılar biraz çatlamaya ve Türklerin de yenilebileceği düşünülmeye başlandı. Ancak, korkular hala bilinçaltlarından silinmedi.”



Anlatılan bir hikayeye göre; Türk akınlarına maruz kalan bir köyde, Türkler gittikten sonra yakalanan bir Türk askerinin, vaftiz edilmesi suretiyle ne çeşit bir muameleye maruz kaldığına dikkat çekmektedir. Hikayede Türk askeri vaftiz edilip hizmetçi gibi kullanılmaktadır. Ancak zamanla, halkın Türk askerini sevmekte oldukları, ancak tek problemin Türk’ün Müslüman olmasından kaynaklandığı görülmektedir.



Türk esir ve kölelerinin tarih sebebiyle değerleri farklılık göstermektedir. Bir Alman asiline, bir Türk hizmetkarın hediye olarak verilmesi, çok büyük bir jest olarak algılanmakta idi. Bu Türk hizmetkarlar bu süre içinde her türlü muameleye maruz kalmaktadırlar. “Cinsel tacizler, her türlü zorlamalar”



Esir düşen bir Türk, Alman mahkemelerine getirilince hemen Hristiyan edilmeye başlanıyor. İsmi değişiyor, eğitiliyor ve köle oluyor. Kabul etmeyenler de muhtemelen öldürülüyor. Türkler Hristiyanlaştırıldıktan sonra zamanla, büyük bölümü tehdit olmaktan çıkıp, bir Alman gibi Hristiyan ismi ile birlikte yaşayarak, avcılık, din adamlığı ve asker olarak çeşitli görevlerde çalışmışlardır.  



1930’da Hitlerin Alman saf ırkını yaratma çabaları sırasında, kendini saf Alman zanneden bir çok kişi temelinin bir Türk olduğunu öğrenince çok şaşırmıştır.



Müzik alanında bile Türklere bakışı kolayca görebiliriz. Seferlerde Mehter Marşını duyanlar, psikolojik olarak savaşı büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Çok güçlü olan bu müzik, Türk müziğinin bu olduğunu düşündürmüştür. Oysa Türk halk müziği, sanat müziğini hiçbir Avrupalı tanımamaktadır. Veya yeni yeni tanımaya başlamıştır. Mozartın “Saraydan Kız Kaçırma” operası bile Türkleri kötülemektedir. Bu operada anlatılan “Osmanlıya esir düşen üç Avrupalının sarayda yaşadıklarıdır. Bu kişilerden biri saraydaki görevli kıza aşık olmuştur. Ancak haremağası bunları yakalamış ve öldürülmelerini, cezalandırılmalarını istemiştir. Ancak oranın yetkili paşası bu iki kişinin aşklarının büyüklüğü karşısında onları bağışlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, merhametli paşanın devşirme oluşu, kötü harem ağasının Türk oluşudur.  



Ayrıca ; savaş şarkıları, kuşatmalar için yazılan şarkılar, kahramanlık şarkıları ve hiciv şarkıları yapılmış, seyahatnameler  yazılmıştır.



İkinci Dünya savaşından sonra Fransa ve Almanya, Yahudiler için önyargılardan kurtulmaya çalışmışlardır. Toplumsal bilinçte kaybolan şeyleri ortaya çıkararak doğru temeller üzerinde doğru ve yansız tarih yazılmalıdır.”



Bu çalışma değerlendirildiğinde, eğer ki; 15. Ve 16. Yüzyıllarda özellikle kilise tarafından, Avrupa halkına yapay ve bilinçli olarak böyle bir korku yayılmasaydı, büyük olasılıkla Avrupa halklarının büyük bölümü, çökmüş feodalizm yerine Osmanlı saflarını tercih edecek olduğu ihtimalinin yüksek olduğu görülmektedir.




Facebook'ta Paylaş
25.Ocak.2013 2556 Kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Haberler

Dünya Kadınlar Günü
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
"11 Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali"
İstanbul Modern Sinema, 16-23 Mart tarihleri arasında bu yıl 11. yaşını kutlayan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Bu yıl susturulan, görmezden gelinen kadınlara ithaf edilen festival, 19 ülkeden kadınlar ve filmlerine yer veriyor.
KADİM KARANLIK - İŞKENCE
İnsanlık suçu. İnsanlığın suçu. İşkence bir insanın başka bir insana yaptığı, maruz kalan kişiden bazı talep ve beklentilerin karşılanması itiraf almak, bilgi edinmek, cezalandırmak, korkutmak amacı ile yapılan fiziksel ve ruhsal acı verici eylemler. İşkence hakkında düşünürken, her türlü kötü ve aşağılayıcı muamele akıllara gelmektedir.
BEŞYÜZ YILLIK TÜRK KORKUSU - Herşey Türk İşi
"Mamma li Turchi!" – Anneciğim Türkler Geliyor- 15. Ve 16. Yüzyıllarda Kilise tarafından, Avrupa halkına yapay ve bilinçli olarak böyle bir korku yayılmasaydı, büyük olasılıkla Avrupa halklarının büyük bölümü, çökmüş feodalizm yerine Osmanlı saflarını tercih edecekti.
HAYDARPAŞA GARI’NIN GİZLİ KORUYUCULARI
Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından projesi yapılan garın inşası sırasında yine Alman ustalar ve İtalyan taş ustaları çalışmıştır.
MUTLU YILLAR
Ümit ediyoruz ki; 2013 yaşayan tüm insanlar ve bu dünyayı paylaştığımız tüm canlılar için güzel ve değerli olan herşeye ulaşıldığı, barış ve aydınlığın hakim olduğu bir yıl olur.
Sevgili Öğretmenim!.. Herşey için teşekkür ederim.
Her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e 24 Kasım 1928 tarihinde “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanı verilmiştir. 1981 yılından bu yana her yılın 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır
YİRMİ KASIM DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ
191 Ülke tarafından kabul edilen sözleşme, çocukların, maruz kaldığı bu kötü muameleleri ortadan kaldırmak ve onlara daha iyi koşullar sağlamak maksadı ile hazırlanmıştır. Toplam 54 maddeden oluşan bu sözleşmeye Türkiye 1990 yılında imza atarak taraf olmuştur.
-“Efendi!..” dedi. Mustafa Kemal… Sesi kızgın ve üzüntülüydü “Sen ne yaptın? Tüm bunlar olurken. Bu vatanı emanet ettiğimiz evlatlarımız ne yaptı? ”
Bütün gün konuşmaktan ve düşünmekten yorgun düşmüş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Öfkeliydi. Çaresizlik ve her tarafına bir ağırlık vermiş olan atalet, vücudunu kaplayan bir sargı bezi gibiydi.
Cumhuriyetimizin 89. Yılı kutlu olsun
29. Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun
NASA Uzay Fotoğrafları Sergisi
NASA Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi http://www.nasaimages.org/ adresinde birbirinden güzel uzay fotoğrafları yayınlıyor.
Kansas Şehir Kütüphanesi
ABD'nin Missouri eyaletindeki Kansas Şehrinde yapılan Şehir Kütüphanesi, kitaplardan oluşmuş gibi tasarlanıp yapılan ilginç cephesiyle dikkat çekmektedir.
Bu filmler sağlığa zararlı!
2011'de vizyona giren ve fazla gişe yapan genç ve çocukların da izleyebileceği yaş kategorisine uygun Hollywood filmlerinde 1 yıl öncesine oranla daha fazla sigara içildiği belirlendi.
Contemporary İstanbul Lütfü Kırdar'da!
Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul, 22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.
İnsanoğlu bin yıllardır mücadele ediyor...
İnsanoğlunun bin yıllardır yaşlanmaya karşı koyduğu mücadelede ilk kez umut veren bir gelişme kaydedildi. İ
Hayır için soyundular
Gönüllü bir grup maceracı çıplak bir şekilde yeraltı mağaralarına indi.
Erozyon Dede'ye Büyük Ödül !..
Erozyon Dede "Hayrettin Karaca"nın gurur gecesi...
'İnsan vücudu internete bağlanacak'
Akıllı telefonlardan arama motoruna bilişimin her alanında faaliyet gösteren Google, bilim kurgu filmlerinden aşina olduğumuz bir teknolojiyi olgunlaştırmak üzere.
Üsküp Kalesi Osmanlı ile buluşacak
Makedonya'nın başkenti Üsküp'te bulunan ve Balkanların en önemli kalelerinden biri olan Üsküp Kalesi'ne, Osmanlı dönemine ait eserlerin sergileneceği bir müze yapılacak.
FİLMEKİMİ
11. Filmekimi bu yıl da İstanbul sınırlarını aşarak Türkiye’nin 8 farklı şehrine sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini götürüyor