Bilge’nin ağzından zoraki ‘iyiyim’ kelimesi çıkmıştı. İyi değildi Bilge.
Bu sefer artık içinde ertelemeye bahane bulamadığı iş ortağını aramaya karar verdi.. O sadece iş ortağı değildi, yıllarını hesap etmekten vazgeçtiği bir geçmişi vardı, ben ne isem sen o sun derlerdi birbirlerine. Mert’in gidişi Bilge'yi ne kadar yaraladıysa Bilgenin kâğıt üzerinde iş ortağı olan ama ortak hayat yaşayan Didem’i de o kadar yaralamıştı. Her gün biraz daha Bilge'nin eridiği gerçeği Didemin'de gerçeğiydi.
Didem telefonu açtığında patlamaya hazır bir bomba gibiydi; pimini çekmek için sadece o telefonun bilge tarafından çalınması yeterliymiş gibi.

"Tanrım, neredesin?dün geceden beri sana ulaşmaya çalışıyorum. Ölecektim meraktan artık. Ne yaptın, nereye kayboldun birden, sana bir mail attım işe gelmiyorsun anladım ama maillerini kontrol etseydin bir zahmet. En son yaptığımız adamlardan mail gelmiş tekrar bizimle iş yapmak istiyorlarmış. Çektiğin fotoğraflar çok ses getirmiş. Annen beni aradı sen aramadan önce sesi çok endişeliydi. Bir şey diyemedim ay öldüreceksin kadını bir gün.

Neyse neredesin şimdi hemen buraya gelmen lazım. Ya da gelmesen de maillerine bak Allah aşkına bu iş bizim patlamamız için çok önemli biliyorsun değil mi? Hayatla ilgili kaygılarımızdan da mı vazgeçtik yoksa. He unutmadan akşam event geldi o nazik poponu bu sefer işimiz için kaldırıp hazırlanırsın diye düşünüyorum katılıyoruz diye onaylattım tatbikî de, bizimkiler Ankara’dan geliyorlar iki saat sonra hava alanına gidip onları karşılamazsam babamı İstanbul trafiğinde benden başka kimse sakinleştiremez valla kalp krizinden gider adam, alo bilge kızım bir şey söylesene."

"Bitti mi? Didem. Konuşmama fırsat verecek misin? Dakikalardır nefes almadan konuşuyorsun konudan konuya geçtin, yeni kalktım sayılır günaydınla baştan başlasak olmaz mı?

Didem kahkahasına engel olamadı. ‘tamam, haklısın, günaydın, iyi misin?’ dedi. Beklenmedik bir sakinlikle. Didem hep böyleydi. Her şeyi kontrol etmek gibi bir hastalığı vardı. Bu özellikle iş anlamında Bilge’nin omuzlarındaki yükün hafiflemesine eşdeğer olduğundan sesini asla çıkartmazdı. Ama arkadaşlık İlişkilerinde bazen yıpratıcı olduğunu zaman zaman dile getirmekten de çekinmezdi.

Onları ayrı düşünmek neredeyse imkânsızdı Bilge tek çocuk olarak büyüse de kendini asla yalnız hissetmedi, kardeş özlemini bastıracak kadar severdi Didem’i. Bilge nasıl bir çocukluk yaşadıysa Didem tam tersi bir hayat yaşadı. Didem son derece mutlu bir ailenin çocuğu olarak büyüdü kız kardeşi olmasına rağmen Bilge’yi yok saymadı. Didem’e babasından gelen küçük mutlulukları bile arkadaşıyla paylaşma inceliğini hep göstermişti.

Oldukça kıskandıracak bir arkadaşlık ilişkileri vardı. Öyle ki; üniversite sınavlarında bilge İstanbul’u kazandı diye didem Ankara’ da daha iyi şartlarda okuma imkânını bir an bile endişe yaşamadan İstanbul’a Bilge'nin yanına gelebilmek için elinin tersiyle itme fedakârlığını göstermişti. Mert bundan 4 yıl önce Bilge’nin hayatına girip aynı evde yaşama kararı alana kadar aynı evi paylaşmışlardı. Ayrı evlerde yaşama kararını aldıklarında didem bu gerçeği zor kabullenmiş ama uyum sağlaması kendisinin bile tahmin ettiğinden daha kısa sürmüştü. Bilge’nin ilişkisinin aksine didem hep kısa süreli, hepsinin sonunda da hayal kırıklığı bırakan gönül ilişkileri yaşamıştı. Bunların hiç birini yıkım olarak görmemiş hep Bilge ye ‘e tamam sıradaki kim?’ esprisini yapmaktan kendini bir türlü alamazdı.

Bilge’nin ağzından zoraki ‘iyiyim’ kelimesi çıkmıştı. İyi değildi Bilge. Bir süredir bu soru oldukça samimiyetsiz geliyordu. Ağız alışkanlığı olduğunu düşündüğü bu soruyu yalan bir iyiyim kelimesiyle geçiştirmeyi öğrenmişti en azından.

Didem panik havasıyla Bilge’yi bütün detaylarıyla nasıl olsa bilgilendirmişti madem ofise gitmesi için hiçbir sebep kalmamıştı. Sorduğu binlerce soruyu Bilge büyük bir ustalıkla geçiştirmişti fakat aldığı cevaplardan son derece mutsuz olan Didem yine de telefonu kapatmak için ikna olmuş gibiydi.

Bilgisayarına baktı. Oturduğu yerden o kadar uzaktı ki, aslında her şey, tüm dünya dışarıdaydı ve ona çok uzaktı sanki. Artık neyin iyi geleceği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Mert’le beraber uyandığı her sabah kusursuzdu en fırtınalı kavgalarının ertesinde bile. Hiçbir şey olmamış gibi yeni bir güne başlar son ses müzikle hayatına devam ederdi. Mert bazı sabahlar buna şikâyet etse de ‘ben Hala şarkılarla hayatın kurulabileceğine inanıyorum’ cümlesini söyler ve karşı koyulmaz gülümsemesini takınırdı.

Bu tatlı ifade sonrası Mert’e söyleyecek pek bir söz kalmazdı.
Oturduğum yerden hayatı ne kadar erteleyebilirim acaba diye içinden geçirdi acılı genç kadın. Hissizleşene kadar durur mu zaman. Acım geçer mi? Ölür müyüm bu acıdan. Kendi cümlesine güldü, aşktan ölen kimseyi henüz duymamıştı. Kendi de ölmezdi biliyordu. Geçer, bunu da biliyordu lakin ya izi. İzi en güzel yaram olarak kalacak gururunu bir gün hiç düşünmediği ve istemediği çocuklarına göstermek için en güzel yerinde saklı tutacaktı.
Derinden gelen iç sesi dışa vurmuş biranda Didem’in uzun cümlelerin arasında en önemlisi olan gelen mail kulaklarını tırmalar olmuştu. Yerinden güç bela doğruldu bilgisayarını açtı. Maillerini uzun uzun kontrol etti.

Asla yeterli olmadığını düşündüğü İngilizcesiyle kendilerinden ne istediklerini anlamaya çalıştı. Takıldığı yerleri didem e sormak için eli telefona uzansa da hemen vazgeçti. Didem’e sadece cevabı iki saniye sürecek bir soru sormanın bedeli 15 dakika diye düşündü. Sadece maile cevap olarak takvim çizelgelerini sormuştu. Bu cevabın yeterli olmadığını bilse de yetinsinler dedi. Bu işin ciddiyeti Didem kadar beni de sarsa keşke dedi.

İşi kurma aşamasında da ne çok şey borçluydu Didem’e oysa. Üniversite bitmiş bilge mastır için yurt dışına gitmek istese de bunun için yeterli bir bütçesi olmadığından bu düşünce ona sadece uzak bir ihtimal ve hayalden başka bir şey olmamıştı. Aynı zamanda üniversiteyi bitiren Didem o dönemlerde henüz ilişkileri iki ay olmamasına rağmen sevgilisinin hayalini üstlenmiş turne tiyatrosu yapan hayatının aşkının peşinden takılmış şehir şehir gezmekteydi. Böyle bir imkânı varken yurtdışına çıkması için Dideme yalvarmış olsa da dekor taşımak her gittiği yerde sevgilisiyle iz bırakmak çok daha cazip gelmiş olmalı ki elinin tersiyle fırsatlarını itmişti.

Nerede imkânsız, nerede hayatını zorlaştıran durum varsa didemin kokusunu tamda orda almak mümkündü. Nitekim henüz turne sezonun bitmesine kısa bir zaman kalmışken didem sadece bir bavul ve bir sürü hayal kırıklığıyla İstanbul’a Bilge’nin yanına gelmişti. İki yeni mezun, işsiz, hayata dair bir sürü plan yapıyorlarken bu işi amaçtan saptıracak tek şey Didem’in bir sonraki gönül macerasının başlamasıydı.

Özlem Tultay

Devamı gelecek... Takipte kalın...

Her hakkı saklıdır. Köşe yazarlarına ait yazılar, yazarın adını da içerecek şekilde ve aktif olarak yayınlandığı sayfaya link verilmeden başka yerlerde yayınlanamaz.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YAZAR HAKKINDA

Bayanlar baylar tanrı beni yaratırken ruhuma fazlaca aşk hallerini üflemiş ve 1985 yılının bir sonbahar sabahında hayatınıza bir yerlerden değmem için beni bu topraklara göndermiş. Yalnız bu geliş sanırım birilerini rahatsız etmiş ve beddua etmiş olmalı ki bu hayatta sadece 'iflah olmaz bir romantik' oldum çıktım. Eğitim, iş, hayat derken kendimi yazarken nefes alır buldum. Şimdi buradayım. Yazarken keyif aldığım kadar umarım sizlerde okurken keyif alırsınız.
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
1 yorum