İlk Fizyoterapi
Fizyoterapi’nin olmadığı yıllar uzak değil hatta hala daha bilmeyen pek çok kişi olduğundan eldeki nimetlerden faydalanmayanlar var. Ancak fizyoterapinin nimetlerinden faydalanmış ve şifa bulmuş insanları “acaba eskiden olsa ne yapardık?” gibi düşünceler kapladı artık. Fizyoterapistler arasında ise bu işin ilkel yılları mizah konusu oldu bile. Mesela Osmanlı döneminin yeşil çam tadındaki yıllarında neler yaşanıyordu acaba? Şöyle miydi yani:
-Selamun aleyküm Hacı Yatmaz Efendi!
-Ve aleyküm selam Mesut Bahtiyar Efendi!
-Ne o? Hayırdır inşallah! Uzaktan yürüyüşünde bir sende-i latife görünüyor. Bu topal adımlarınızın sebeb-i hikmeti ne acaba?
-Sorma azizim, yarimin sergüzeşti latifelerinden doğan heyacanlar, mahzun kalbimde bülbüllerin kanat çırpışı gibi kaderin cilve-i mülevvesesine düşüp çarkı hengamesi arasında eziliyor ve dizlerimin bağını çözen keder yumağı ile bacaklarım o kadar ağrıyor ki anlatamiycim.
-Ah azizim, o kadar dandik-i bildik konuştun ki anlayamadım ama kaç kere dedim bir doktora git yoksa bu dizinin sonu yok diye.
-Merak etme kardeşim, geçen ay bu dizinin sezon finalini yaptım. Bir tabib-i zirü zebere göründüm.
-Ne dedi peki, dizlerindeki bu ağrının devası var mıymış?
-“Dizlerin bu ihtişamlı vücudunu taşıyamaz hale düçar olup, kireç tutmuş. Hemen bir şeyler yapmazsak bu kireçler seni heykele çevirebilir ama fizyoterapi keşfedilmediği için maalesef yapabilecek bişey yok. En iyisi dizlerini zeytinyağı ile ovala” dedi.
-Sen ne yaptın?
-Ne yapayım, ovalamakla içine girmez diye tüm zeytinyağını içtim.
- Eee sonra?
-Sonrası malum, işkembe-i kübrayı yıkatmaya götürdüm.
- O kadar dingili mutlak bir angutsun ki anlatamiycim.

Belki de daha komikleri yaşandı bile şu an hafızalarınızda. Bir gün bunun da filmini çekeriz. Hatta daha eskilere gidip taşdevri yıllarındaki fizik tedaviden bahsedeceğimiz bir film de olabilir.
-Höde höde hööy!
-Hoş geldin Tunga! Nerede kaldın öküz herif?
-Huaavvv hoş bulduk. Yine çok çalıştım bugün, her tarafım ağrıyor.
Küüüüttt
-Çüüüşşş! Ah sırtım, ne vuruyon koca kayayı sırtıma? Çalıştık dedik ya, ondan geç kaldım.
-Onun için vurmuyorum kültürsüz ayı herifim. Fizik tedavi bu; sırtına iyi gelir dedim.
-O nasıl tedavi? Kemiklerimi kıracan, sonra torunlarımız fosillerimizi bulamayacak.
-Merak etme şimdi sert biraz ama cilalı taş devrine bir geçelim sırtını cilalayıp yaptım mıydı ağrı sızı kalmayacak. Zamanla kibarlaşacak işte. Zaten ilk başta fizik tedavi ağrı yapıyormuş, sonra zamanla alışıyormuşsun.
-Haaa…Oldu o zaman, sabredecez napalım. Hade kalk bana iki dinazor yumurtası kır. Karnım borazan çalıyor.
-Bir kere de karnından önce karını düşün, çakma aygır!
-Offf… İsterse ahirzaman gelsin, bu dişileri anlamak mümkün değil.

Hepsi bir heves de olsa, bir gün film çekemesek de çizgifilm çekeriz. Baktık hiçbir teknoloji yok, giyeriz iki kostüm, çocuklar için sabah sabah teletabi oluruz. Maksat tanıtım olsun.
-Merhaba Tinkivinki!
-Merhaba Tipsiz!
-Bugün Tinkivinkininki çok ağrıyor
-A a! Hemen teletabi olmalısın o zaman.
-Teletabi mi? O da ne Tipsiz?
-Ne bileyim abi, teletabi zamanla değişe değişe fizyoterapi olur, oradan da tanıtımımızı yaparak bağlarız diye düşündüm.
-Keşke bunu daha sessiz düşünseydin Tipsiz. “Abi” ne ulan hıyar? Yayındayız unuttun galiba.
-Abi sen de “hıyar” dedin.
-Kes kes. Evet sevgili çocuklar, sizler Tipsiz arkadaşımıza bakmayın. Kendisi hem tipsiz hem edepsiz. Şimdi sabah neşemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Eveeett efendim! Tekrar birlikteyiz. Bu örneklerin iki ters bir düz motifleri bitmez, bizim de film gibi hikayemiz böyle gitmez. En iyisi mi siz adımızı esprilerinize katmaya hızla devam edin. Hız sınırını geçip ceza yiyenlere selam olsun…

Mustafa Yalçın

Her hakkı saklıdır. Köşe yazarlarına ait yazılar, yazarın adını da içerecek şekilde ve aktif olarak yayınlandığı sayfaya link verilmeden başka yerlerde yayınlanamaz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YAZAR HAKKINDA

1985’de dünyada doğdu. SDÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünü bitirerek Alternatif Tıbbın göbeğine demir attı. Hayat Üniversitesindeki yüksek lisansını kendi kitapları ile tamamlamaya çalışıyor. Zira sağlık sektöründe çalıştığı günden beri, bilimsel verilerin ‘vermekten çok almak’ üzerine odaklandığı çarpıklığı gördü. “Bizi aldatan bizden değildir” diyerek, kafamızı karıştıran bilimsel verileri kahve muhabbeti kolaylığında anlatmaya çalıştı. Ömrü vefa ettikçe bu muhabbeti paylaşmaya devam edecek. Çünkü hayat paylaşınca güzel lalalaa la laalalaa…

YAYINLANAN ESERLERİ

"Fizyoterapist" ile kendi mesleğini naçizane tanıttı.

"Gittim fizyoterapist oldum" kitabıyla mesleki sorunları mizahi bir dil ile anlattı.

"Rehabilitasyon" kitabı ile uğraştığı hasta tiplerini deşifre ederek tüm intikamını aldı. Meslektaşlarının yüreğine su serpen satırları sayesinde yazıda ilk "Toplu Terapi Tekniği"ni icat etti.

"Adamı hasta etmeyin" hastanede dönen dolaplardan dolayı, yazarın tepesinin atması sonucu ele aldığı ilk ciddi kitabıdır.

Yine obezite rehabilitasyonuna merak sardığı yıllarda, hastalarına tembih mahiyetinde yazılan "Bu diyet bana çok dukandı" kitabı, dünyanın en zayıf anti-diyet kitabı olarak tarihe geçti.

Yazmaya devam ediyor...
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum