Şifalı Teyzeler
Onlarsız hayat çekilmez, sağlığımız sahipsiz kalır, psikolojimiz bozulur, üretim gücümüz düşer. İyileşebilmemiz için öyle teoriler ve pratik reçeteler yazarlar ki aklınız dimağınız durur. Genelde deneysel çalışmalarını iki varsayım üzerine gerçekleştirir.
1.Organsal bağlantılı çalışmalar:
Beyin yemenin zeka açacağı, paça çorbasının ayak kırıklarını iyileştireceği, tavuk kanadının omuz çıkıklarını tamir edeceği ve bilumum organların bölgesel hastalıkla irtibatı yalnızca bu şifalı teyzelerin fikridir.
Bir ara “bel fıtığına alabalık iyi gelir” diyerek bir teori attılar ortaya. Teori diyorum çünkü o kadar ciddiye alınmış ve çabuk benimsenmiş ki, gezdiğim birkaç ilde aynı şey çoktan duyulmuş ve kabul görmüş. Önceleri bu bel fıtığı olayını anlamadıydım ama sonra bağlantıyı kurdum. Meğer balığın kılçığı bizim omuriliğe benzediğinden hemen bir organsal bağlantılı çalışma yürütülmüş ve en lezzetli balık olarak alabalık tespit edilerek faydası cümle aleme duyurulmuş
Yakın zamanda çita kanından, terinden yada laktik asidinden sporculara özel krem üretilirse hiç şaşırmayın.

2.Bitkisel bağlantılı çalışmalar:
Bu konuda o kadar ilerlediler ki şifalı bitkilerle tedaviyi inceleyen Fitoterapi adlı bir uzmanlık dalı kuruldu. İyi kötü herkesin bu alanda bildiği bir şeyler var. Ancak şifalı teyzelerin reçeteleri çok farklıdır.
-Teyze üşütmüşüm heralde cırcır oldum.
-Üzülme sen elde ne var bakalım. Evet unumuz var, yağımız var, kabartma tozu var…başka da yok heralde. Tamam neyse yeterli bizim için. Şimdi bu unu kavurup, üzerine biraz su ekleyeceksin. Bu bağırsaklarındaki sıvıyı tutar. Ama midene yapışmasın diyerekten biraz da yağ ilave edeceksin. Ve iyice mideni sıyırıp geçmesi için dolu dolu bir hamur yemen lazım ama ağır gelir, onun için sen biraz da kabartma tozu katarak midende genişlemesini sağlarsın. İki saate hiçbir şeyin kalmaz.
-Oldu olacak şeker de katıp kek yapayım olmaz mı teyze?
-Sen benle dalga mı geçiyosun bakiim.
-Yok canım, ne haddime teyzecim(!)
-Hadi oradan, biz senin yaşındayken anamın kocakarı ilaçları olmasa hastalıktan ölmüştük.
-Belki de öldün ama gömmeyi unuttular seni, ondan bu cinayet fikirler dolaşıyor kafanda. Mırmırmır…
-Ne dedin?
-Yok bişey teyzecim. Teşekkür ederim, görüşmek üzere…

Bugün kullandığımız birçok ilaca ilham olan bu sulardan muhakkak geçmek gerektiğine inanıyor ama içmek gerektiğine inanmıyor iken şüphelerimi sizlere havale ediyorum. Sevgiler…

Mustafa Yalçın

Her hakkı saklıdır. Köşe yazarlarına ait yazılar, yazarın adını da içerecek şekilde ve aktif olarak yayınlandığı sayfaya link verilmeden başka yerlerde yayınlanamaz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YAZAR HAKKINDA

1985’de dünyada doğdu. SDÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünü bitirerek Alternatif Tıbbın göbeğine demir attı. Hayat Üniversitesindeki yüksek lisansını kendi kitapları ile tamamlamaya çalışıyor. Zira sağlık sektöründe çalıştığı günden beri, bilimsel verilerin ‘vermekten çok almak’ üzerine odaklandığı çarpıklığı gördü. “Bizi aldatan bizden değildir” diyerek, kafamızı karıştıran bilimsel verileri kahve muhabbeti kolaylığında anlatmaya çalıştı. Ömrü vefa ettikçe bu muhabbeti paylaşmaya devam edecek. Çünkü hayat paylaşınca güzel lalalaa la laalalaa…

YAYINLANAN ESERLERİ

"Fizyoterapist" ile kendi mesleğini naçizane tanıttı.

"Gittim fizyoterapist oldum" kitabıyla mesleki sorunları mizahi bir dil ile anlattı.

"Rehabilitasyon" kitabı ile uğraştığı hasta tiplerini deşifre ederek tüm intikamını aldı. Meslektaşlarının yüreğine su serpen satırları sayesinde yazıda ilk "Toplu Terapi Tekniği"ni icat etti.

"Adamı hasta etmeyin" hastanede dönen dolaplardan dolayı, yazarın tepesinin atması sonucu ele aldığı ilk ciddi kitabıdır.

Yine obezite rehabilitasyonuna merak sardığı yıllarda, hastalarına tembih mahiyetinde yazılan "Bu diyet bana çok dukandı" kitabı, dünyanın en zayıf anti-diyet kitabı olarak tarihe geçti.

Yazmaya devam ediyor...
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum