Türk sineması için iki acı kayıp daha...
Şu ana kadar götürdükleri düşünüldüğünde, rahatlıkla “uğursuz” olarak tanımlayabileceğimiz 2013 yılı; 10 Mart’ta usta tiyatrocu Metin Serezli’yi; 12 Mart’ta da değerli karakter oyuncusu ve seslendirmen Dinçer Çekmez’i aldı bizden.
Her ikisinin özetlenmiş genel biyografisi yer aldı gerek yazılı, gerek görsel, gerek interaktif medyada. Biz de kendilerinin sinemaya kattıklarına küçük bir bakış atarak uğurlamak istiyoruz bu iki değeri.

“Tiyatro aşığı” tanımlamasını rahatlıkla hak eden Metin Serezli, asli kariyerini de bu sanat dalı içinde bina etmişti. Ama Türk Tiyatrosunun çoğu çınarı gibi, O da Türk Sinemasında birçok yan karaktere hayat vermiştir. Sinema alanında dikkatleri çekmeye başladığı ilk dönem, Zeynep Değirmencioğlu’nun “Ayşecik” tiplemesini canlandırdığı bir dizi film oldu. Ağırlıklı olarak “Ayşecik”in sonradan kavuştuğu babası rollerine hayat verdi.

Ama sinemada canlandırdığı en unutulmaz iki karakter, 1970 yılında geldi. Yönetmen koltuğunda Orhan Aksoy’un oturduğu, Arabesk filmlerinin ağlak şarkı popülasyonundan arındırılmışı diyebileceğimiz “Seven Ne Yapmaz”da; Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit’i zenginliğini kullanarak ayırmaya çalışan armatör Osman’dı. Performansı başarılı olmasına rağmen, filmi burada Münir Özkul domine eder. Biraz ölçüyü kaçırsa karikatüre kaçacak tiplemesinde Özkul, gayet ölçülü ve inandırıcıdır. Karakteri de, ekran süresi Tibet ve Koçyiğit’e göre az olmasına rağmen, filmde olan biteni belirleyici baskınlıktadır.

Diğer filmde de Özkul’la birlikte rol almasına rağmen, buradaki dominantlık Serezli’ye aittir. Süreyya Duru’nun yeniden çevrim “Şöför Nebahat”inde Nebahat’e (Fatma Girik) göz koymuş, O’nunla yatabilmek için türlü ahlaksızlığı ve katakulliyi yapmaya teşne, uçkuruna düşkün “Gececi Neşet” tiplemesinde çok başarılı bir kötüdür.

1974’te rol aldığı “Ceza”dan sonra ağırlıklı olarak seslendirmeye yöneldi Serezli. Ara ara bu istatistiğin istisnalarına yönlense de, (1980 tarihli “Zübük”teki gazeteci rolü gibi) oyunculuğunu Tiyatro sahnesinde sürdürmeyi tercih etti. Aralarında Turgut Özatay, Yıldırım Gencer, Memduh Ün, Baki Tamer, Reha Yurdakul’un da bulunduğu birçok karakter oyuncusunun sesi oldu. Ve arkasında daha buraya sığdıramayacağımız birçok başarıyı bırakarak (Tiyatro’ya girseydik, yazıyı yazı dizisine çevirmek zorunda kalırdık mesela) terk etti bizleri…

Dinçer Çekmez’e gelecek olursak; O, Metin Serezli gibi belli bir kırılma noktasından sonra değil, baştan itibaren ağırlıklı olarak seslendirmendi. Kamera önüne çıktığı performanslarda ise, sinemamızın “yüzü hep tanıdık ama ismi bilinmeyen” karakter oyuncularından oldu.

“Şark Bülbülü”nde Kemal Sunal ile birbirlerini dövdükleri sahneler, Çekmez’in “Durun, iyi bu. Karşılık da veriyor” derken gözlerindeki mazoşistçe ışıltı; zannetmiyorum ki herhangi bir sinemaseverin zihninden çıkmış olsun. Yada “Atla Gel Şaban”daki “Şiki şiki baba” şarkısı (Elbette Çekmez’in sesinden) eşliğinde minibüs atmosferi yaratmak için şekilden şekle girdikleri sahneler, bugün absürd sinema anlamında en özgün işlerden biriydi.

Çekmez, seslendirmen olarak da oldukça dominanttı. Onun sesiyle eşlik ettiği karakterler, figürasyon olsalar da hep zihinlerde yer ettiler.

Örneğin Kadir İnanır ve Perihan Savaş’ın rol aldığı “Silahlara Veda”da Bilal İnci’nin canlandırdığı “mafya babası Arabo”nun sesi O’na aitti. “Hababam Sınıfı” serisinde Cem Gürdap’ın canlandırdığı “Tulum Hayri” karakterinin ses bandında başka bir ismin sesi kayıtlı olsa idi, karakter bugün bile bu kadar net hatırlanır mıydı; şüpheliyim. Zeki Ökten’in başyapıtı “Kapıcılar Kralı”nda şiddete meyilli Almanyalı tüccar Nuri Bey, onun agresif seslendirmesi sayesinde inandırıcılığını iki katına çıkarıyordu. Ne kadar başarılı bir seslendirmen olduğunu şu örnekle daha iyi anlayabiliriz: “Dokunmayın Şabanıma”da Ünal Gürel’in canlandırdığı “Fatsalı (pastacı) Osman” karakterinin seslendirmeni de Dinçer Çekmez’di. Üstelik Ünal Gürel’in asıl mesleği de seslendirmenlik olmasına rağmen.

Türk Sanatı için çok önemli olan bu iki acı kaybı da bu yazıyla uğurlamış olalım. Toprakları bol, mekanları cennet olsun. Eserleri varoldukça, onları unutmamız mümkün olmayacak.

Cömert Yağız

Her hakkı saklıdır. Köşe yazarlarına ait yazılar, yazarın adını da içerecek şekilde ve aktif olarak yayınlandığı sayfaya link verilmeden başka yerlerde yayınlanamaz.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YAZAR HAKKINDA

“Hayır film okuluna gitmedim, filmlere gittim” der Tarantino bir röportajında. Aynı yoldayız ama ben ilk Level’ı geçemedim henüz. İşte o Level konusundaki izlenimlerimdir bu köşede olacak olan. Level’ı geçene kadar buradayım, sonrasına bakarız.
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum