Takiyettin Mengüşoğlu'dan İnsanın Varlık Yapısı ve Nitelikleri Üzerine
Takiyettin Mengüşoğlu’nun İnsan Felsefesi kitabını diğer görüşlerden ayıran nitelik, ontolojik temellere dayanmasıdır.
Ontolojik temellere dayanan antropoloji, insanın biyolojik özelliklerinden, iç hayatından, ruh ve beden ilişkilerinden suje veya bilinç alanlarından değil, insanın somut varlık bütününden ve bu varlık bütünün'de temelini bulan varlık koşullarından, fenomenlerinden hareket etmektedir.

Bu fenomenler insanın bilen, yapıp eden, değerlerin sesini duyan, tavır takının, önceden gören, önceden belirleyen, isteyen, özgür hareketleri olan, tarihsel olan, ideleştiren, devlet kuran....biyopsişik bir yapıya sahip bir varlık olduğunu gösteriyor.

İşte bu fenomenlere varlık koşulları diyoruz. Bütün bu fenomenler arasında sıkı bir bağ vardır.
İnsanın yapıp eden bir varlık olması için, onun aktif olması ve yapıp ettiklerini bilmesi gerekir. Hayat durmayan bir akışa sahiptir. İnsanın yapıp edeceği çok şey vardır. Bunları sıraya koyabilmesi için değer duygusuna ihtiyacı vardır. Değer, eylemlerinde, sıraya koyma ve seçme imkanı sağlayacaktır.

Bu akışta insan tek başına değildir. İnsanların yapıp etmeleri ya birbirini tamamlar, ya çatışır. Bu sebeple insanın ister istemez tavır takınması gerekmektedir. Aksi takdirde kör döğüşü gibi bir yaşam olur.

İnsan tavır takınırken de, yapıp ederken de, yönünün önceden görmesi, önceden belirlemesi gerekir. Tüm bunların arkasında halis bir isteme olmalıdır. İsteme olmadan her şey geçici bir süre yapılıp edilir. Yapıp etmelerin ardında halis bir isteme yoksa sonuç başarılı olmayacaktır. Hayatını düzene sokamaza, doğru değer duygusuna sahip olamazsa, otomat olur ve istemeden yoksun kalır.

İnsanın yapıp etmelerdi şimdi içinde olup bitmez, kesintisizdir. Dünü ve yarını vardır. İnsan tarihsel bir varlıktır. Tarihsel bir varlık olarak insan çeşitli durumlar içinde yaşar. Bu durumlar bazen insanı çok ağır bir realite ile karşılaştırır. Böyle durumlarda ide’leştiren bir varlık halinde görünür insan. İnsan toplum içinde yaşar, disharmonik yapısı olduğu için, bu yapıyı dizginlemek adına devlet kurmak zorunda kalmış ve bu kurumu geliştirmiştir.

ANTROPOLOJİK TEORİLER

1. GELİŞME PSİKOLOJİSİ TEORİSİ

Bu teori hayvan ile insan arasında yalnızca bir derece farkı görür. Hayvan ile insan arasında bir apayrılık yoktur. Bu teori sırtını darwinizme dayayarak en alt basamaktaki organik ve psişik olan ile en üst basamaktaki organik ve psişik alan arasında yalnızca bir derec e farkı vardır demektedir.
Biyoloji kendi alanında tek hücreliden çok hücreliye doğru yükselen bir gelişme olduğunu göstermeye çalıştı. Sonra da psikoloji biyolojiyi taklit ederek, psişik alanda aynı kesintisizliği ispat etmeye çalıştı.
Wolfang Köhler, psikoloji de buna çalıştı. Anthropoid’ler ve tavuklar üzerinde yaptığı deneyler ile bunu ispatladığını düşündü.Yani; insan ile hayvan arasında kesintisiz, apayrı olmayan ama derecelerden kaynaklanan bir fark olduğunu ortaya koymaya çalıştı.

“İnsan ile hayvan arasındaki varlık fark”ı, felsefi antropolojinin temel konusu oldu.

2. GEİST TEORİSİ

Darwinist teorinin etki ve baskısı altıda olan filozoflar, insanın hayvan ile arasındaki varlık farkını, apayrılığı ortaya koyabilmek için çalıştılar. O dönemde biyopsişik alanda derece farkının olduğu tam bir apayrılık olmadığının ispatlandığı düşünülüyordu. Bu yüzden, insanın varlık farkını, biyopsişik alanın dışında olması gerektiğini düşündüler.

MaxScheler bunu ilk olarak ortaya koyan kişidir. MaxScheler “İnsanın kosmostaki yeri” adlı azıda insanı birbiri ile ilgili olmayan 2 varlık alanına ayırdı.

1. Psikovital Varlık
2. Geist Varlığı

Psikovital Varlık

Kendi içinde 4 alana ayırır

1. Vital Tepki
2. İçgüdü
3. Bellek
4. Zeka

Birinci alan tüm canlılarda vardır. Geri kal 2.,3. Ve 4. Bölümler yalnız biyopsişik varlıklar olan insan ve hayvanda vardır. Canlıların üzerinde bulunduğu basamak arttıkça içgüdü azalır. Basamak azaldıkça içgüdü artar. Bellek ve zekada ise durum tam tersidir

Geist Varlığı

Ne ruha, nede bedene dayanır. Onlar olmadan da vardır. Tanrıda olduğu gibi. Geist insana ait bir ayrıcalıktır. İnsanla hayvan arasındaki varlıksal fark alanıdır. Geist akla, ide bilgisi ve algıalma atkına sahiptir. Bu aktlar kendiliğinden gerçekleşmez. Gerçekleştiriciye ihtiyaçları vardır. Bu gerçekleştiriciye “kişi” denir.
Kişi psikovital alanın baskılarından kurtulmuş özgür bir varlıktır. Bir tür ermiş.

3. BİYOLOJİK TEORİ

MaxScheler, ruh beden birliği ile ilgisi olmayan, onların dışında, onların varlığına gerek duymayan bir geisttenhareket ediyordu. Arnold Gehlen, insanın “Özel Yeri” ni inceliyor. İr esentia değil “İnsanın dünyadaki özel yerini” biyolojiden hareketle inceliyor.

2 tür biyolojiden söz ediyor.

1. İnsan biyolojisi
2. Hayvan biyolojisi

Her iki canlı varlık alanını kendi biyolojileri açısından ele alıyor ve önce morfoloji bakımından karşılaştırıyor.
Bu durumda insanın hayvana göre eksikliklerdi olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü hayvanın organları özel işlevlere sahip. İnsan buna sahip değildir. Hayvanlar kısa sürede doğup büyüyor ve doğaya uyum sağlıyor. Ancak insan böyle değildir.

Böylece öneli tespitler yapılıyor.

- İnsan her yerde yaşayabilir ancak hayvan her yerde yaşayamaz.
- İnsan kültürünü kendi biyolojisine göre düzenler

Geist teorisi ile karşılaştırıldığında, gerçek fenomenlere dayanmaktadır. “İnsanın dünyadaki özel yerini biyolojisine bağlamaktadır.”

İnsan ve hayvan davranışları arasında farkalar vardır. İç güdüsel olan hayvanlar değişmez, eylemlerini değiştirmez. Ama insan eylemine karar verip değiştirebilir.

3. KÜLTÜR ANTROPOLOJİSİ

Buna teoriye göre antropolojinin temel kavramı kültürdür. İlk yapıtı Erich Rothacker vermiştir. Cassirrer devamını getirmiştir.

Rothacker‘e göre önemli olan kültürlerin gelişmesidir. İnsan ilişkileri arasında kültürel yasaları bulmalıyız diyor. İnsana kültürler şekil verir. Oysa her şey tek duruma göre değişkenlik gösterecektir.

Cassirrer’e göre ise önemli olan kültürlerin sembolik formlara götürülmesidir. İnsan bir realite dünyasında değil, bir semboller dünyasında yaşamaktadır. Din, dil, tarih, sanat ve bilimden oluşur. Akıl değil semboller varlığıdır. İnsan sembollerle yaşayan bir varlıktır.

Ancak kültürler insan değil ülkelerin özellikleridir. Felsefi antropolojinin araştırma alanı insanın fenomenleridir. Kültürler ulusaldır ve varlık yapısı olarak ulustan ulusa değişir.
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum