İnsan Haklarına "Saygılı" ve "Dayalı" İfadelerinin Anayasalar Açısından Etkileri - Bölüm 2
Bir çok düşünüre göre, doğal halde yaşayan insanlar, temel hak ve özgürlüklerini sağlamak amacı ile toplum sözleşmesini kabul ederek, toplumsal yaşama geçmiş ve devletler kurmuştur. Bu şekilde kurulan devletlerde de, toplumsal yaşamı düzenleyen yasalar yapılmıştır.
1. Bölüm'den devam

1961 anayasamız ile 1982 anayasamız arasında, bu açıdan bir farklılık bulunmaktadır.

1961 anayasasının, “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlıklı 2. Maddesi “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve ‘Başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Şeklindedir.
1961 anayasasının, 2. Maddesinde, öncelikli olarak “insan haklarına”, ardından ise ‘Başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere” dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Sıralamasında yazılmış olması, İnsan Haklarının her şeyin önünde olduğu, devletin varlık sebebinin, bu olduğu sonucunu doğurmaktadır.

Bu durumda, 1961 anayasası hükümleri çerçevesinde türeyen normların da, bu esasa sadık kalması beklenir.
1982 anayasasının, “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlıklı 2. Maddesi ise “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Şeklindedir.

1982 anayasasının, 2. Maddesinde “dayalı” olduğu ilkeler, “başlangıçta belirtilen ilkeler” olarak belirlenmiş ve “insan haklarına” ise saygılı olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda, önceliğin başlangıçta belirlenen ilkeler olduğu anlaşılmaktadır.

Bu yaklaşım, anayasa ile belirlenen üst değerlerin korunması ve devamlılığı için, saygı duyduğu diğer değerlerden, gereği üzerine kısıtlama yapması veya değerlere saygı duyulmasından vazgeçilmesini, mümkün kılar görünmektedir.

Çeşitli kaynaklar, “İnsan haklarına saygılı ve İnsan haklarına dayanan devlet” ifadeleri arasında, sonuç açısından çok bir fark olmadığı, şeklinde de yaklaşabilmektedirler. Bu yaklaşıma göre önemli olan, pozitif hukukun, insan haklarını ne kadar tanıdığı ve bunları nasıl düzenlediğidir. “Bu açıdan bakıldığında 1982 anayasası, 1961 anayasasına göre daha az güvenceli değildir.” denilmektedir. (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.119-121'den)

Ancak; bir anayasanın dayandığı üst değer, devletin varlık sebebini oluşturur. Diğer tüm normların bu üst değeri yaşatmak adına türetilmesi beklenir. Anayasanın dayandığı bu üst değerin tespiti, bu sebeple büyük önem taşımaktadır. İnsan haklarına dayanmayan, fakat saygılı bir anayasanın olduğu bir devlette, pozitif hukuk her ne kadar koruyucu bir refleks ile türetilse de, (temeli sağlam olmayan bir bina gibi) koruma refleksini yitirmemesi açısından, yeterli bir güvencesi olmayacaktır.
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum