'Hulusi Kentmen Bıyıklı Kenan Abi, Diyarbakır Yolunda Attımadımak Tokadını''
Tarih 2003. lise, biraz önce bitmiş mutluluğu. Sol kolumda büyüyor olmanın ilk kanıtı var o yıllardan, ilk dövmem.
Mevsim yaza yakın, aman annem görmesin telaşı ile uzun kollu giysilerime sığınmışım. o zamanlar aklım, ruhum zararına aksi..tiyatro aşkı ile ölücem, hani söylediklerine göre de yetenekliyim. başvuruyorum yaşadığım kentte özel bir tiyatroya, kabul ediliyorum. oyunun adı, 'öğretmen' provalar bitiyor, başlıyoruz şehir şehir turneye. 'ah' diyorum, ' işte istediğim hayat' o zamanlar, özgürlüğümün ergenlikle çarpışma yaşadığı yıllar, ciddi bir yanılgı içindeyim, haberim yok. İzmit'ten çıkmışız yola istikamet Diyarbakır. ömrümün 'en tokat yılı', içim fazla kıpır kıpır. büyümek, çekip gitmek fikrimce... otobüse bakıyorum, ekiptekilerin payına düşen iki kişilik koltuklar. otobüsün arkası dekor dolu. buram buram ahşap kokuyor, kapıyorum gözlerimi, ciğerlerime çekiyorum ahşap kokusunu. annemi bırakmışım geride, 'şimdiden özledim güzel kızım' diye bir mesaj geliyor annemden. cevap vermiyorum, kapatıyorum telefonu. yüzümü yaslıyorum cama, dışarıdan çok Kenan abinin beyaz bıyıklarını görüyorum. ekibin en yaşlısı, iki kız babası, Samsun çarşambalı...Hulusi Kentmen gibi bıyıkları var. sarma tütün sigara içerdi birde uzun yollarda ve repo günlerde ucuz, kırmızı şarap.. İçtiği sarma sigaranın katlanılmaz bir kokusu vardı ama kimse saygısından bir-şeyde demezdi. Camdan seyrediyorum onu, elinde kitabı bir şeyler okuyor, yine şiir okuyordur diyorum. o yıllar, şiirler benden uzay boşluğu kadar uzak, ciddi bir ten uyuşmazlığımız var.... fonda bir müzik çalıyor ama otobüsün sesi, kısık müziği bastırıyor, deliriyorum. bildiğim, sevdiğim bir melodi. duymadan ezbere mırıldanıyorum şarkıyı, beyaz bıyıklı Kenan abiyi seyrediyorum. birden bana bakıyor, nedense içimde haksız bir utanç hissediyorum, anında avuç içim terliyor, kötü bir şey yapmışım gibi... gözlerimi kaçırıyorum, 'bir sarma sigara versene be Kenan abi' diyorum. sararmış parmak uçlarıyla hemen bir sigara sararak uzatıyor bana,gülümseyerek. 'sağol abi' diyorum ama içimden 'o gülümseme ancak o beyaz bıyıklarının altına yakışırdı' diye geçiriyorum içimden, onun kulağına düşmüyor sesim.. iki kızından ayrı Kenan abi, ben babama küs, aramızda onun bile bilmediği gizli bir bağ oluşturuyor sanki bu durum.yakıyorum sigarayı. belkide şuanda bile anımsadığım, hafızama kazınmış o kokunun sebebi, içime çektiğim ilk nefes yüzünden. . gidiyoruz yolda, herkes kendi halinde.. otobüsün şoförü yeni kız kaçırmış, yakalasa birini hikayesini anlatacak, kimse oralı değil... bugün olsa dinlerdim ama o zamanlar canım çekmiyor aşk hikayesi...birden ayağa kalkıyor Kenan abi, öne doğru gidiyor.. yüzünü dönüyor bize,elinde kitabı..sigarasının külünü savuruyor, o hareketi bile güzel geliyor...
ve içimizi titreten, hafif çatallaşmış sesiyle bir şiir okumaya başlıyor.

Ve evin yüzü burkuldu
Bir kıpırtı vardı şakaklarında.
Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
Kiremitleri topladılar birer birer.
Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
Ellerinde keserler.

Anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.
İkimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
İki sevgili vardı yan masada;
Umurlarında bile değildi deniz,
Alınları birbirine değecekti az daha.

Yıkıcılar geldiler,
Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
Kör gözleri ve açılmış ağzıyla
Kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
Sıra balyozlardaydı artık,
Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

Benim göğüs kafesimde bir iskete,
İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
Sıçrayıp duruyordu ordan oraya,
Duyuyordum kıpırtısını içimde.
Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle.

Yıkıcılar geldiler;
Düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
Göründü bazı odaları ve iç duvarları.
Aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
Eski bir yaşantıyı simgeleyen

Çıkıp yürümüştük kıyı boyu
Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
Oysa sen yürümeyi sevmezsin.
Nasıl da değişmişti görünüşü
Yıllardır görmediğimiz kentin
Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
İş araçlarında artık,
Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
Ve temizleyecekler kazılan yerlerde
Bizden kalan balçığı...............

şiir bitti, gözleri doldu.. yanıma oturdu. ' kimin şiiri abi? diye sordum.
METİN ALTIOKLAR dedi. güzelmiş' uzun sessizlik....
'madımak katliamını bilir misin?' diye sordu. bilmiyordum, utanç duymalı mıydım onu bile bilmiyorum..
'tarih 2 temmuz, bundan on yıl önce ,Sivas tayız. ülkenin aydınları geliyor, pir sultan abdal şenlikleri.. aziz nesin geliyor. koca adam heyecanlandım.. kalabalık bir grubuz. elimizde kitaplar kuyrukta, aziz nesin'ine kitap imzalatmak için. mutluyuz.. hemen sol tarafta Metin Altıok var, yanına gidip, sohbet etmek istiyorum, ediyorum da. konuştuğumuz konular, kardeşlik, halk öylesine zararsız yani' diye anlatmaya devam ediyor. 'kaos kokusunu alır mı insan, hafif hafif almadık değil diyor, kızışıyor ortalık diyor. nedendir bilinmez, belki korktum, uzaklaştık diyor,gittik yemek yeme bahanesiyle. sonra duyduk ki büyük karışmış ortalık, şeriatçı faşist grup alevlendirmiş ortalığı 'allahu ekber nidalarıyla bir çok gazeteci, şair, yazar, oyuncuların kaldığı oteli ateşe vermişler, bir gördük o ateş içimde sanki, bu gözler gördü, insanlık yanıyor, tarih yanıyor ve bunu yapanlar kışkırtılmış gericiler.. korktum, çok korktum o yanan ateş içimde kalan kırıntı Müslümanlık inancını yaktı, bir şey yapamadık, durun diyemedik. ağlayarak izledik, birde gözyaşlarımızı içimize akıttık. çok kişi öldü, diri diri yanarak öldü,ben öldüm, sen öldün, müslümanlık öldü, insanlık öldü''
daha da fazla anlatamadı Kenan abi..bende bir şey diyemedim aradan yine on sene geçmiş tarih 2 temmuz.. ben ucuz kırmızı şarap aldım, o gün hafızama kazınmış bu hikayeyi anlatan Kenan abi ye, Aziz Nesin'e, sonradan şiirlerini çok sevdiğim Metin Altıok'a, Muhlis Akarsu'ya, Behçet Sefa Aysan'a ve nicelerine içtim..sonra yattım, uyuyamadım.. kalktım, yazdım, rahatladım, hava aydınlandı...... öyle işte...

Özlem Tultay

Her hakkı saklıdır. Köşe yazarlarına ait yazılar, yazarın adını da içerecek şekilde ve aktif olarak yayınlandığı sayfaya link verilmeden başka yerlerde yayınlanamaz.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YAZAR HAKKINDA

Bayanlar baylar tanrı beni yaratırken ruhuma fazlaca aşk hallerini üflemiş ve 1985 yılının bir sonbahar sabahında hayatınıza bir yerlerden değmem için beni bu topraklara göndermiş. Yalnız bu geliş sanırım birilerini rahatsız etmiş ve beddua etmiş olmalı ki bu hayatta sadece 'iflah olmaz bir romantik' oldum çıktım. Eğitim, iş, hayat derken kendimi yazarken nefes alır buldum. Şimdi buradayım. Yazarken keyif aldığım kadar umarım sizlerde okurken keyif alırsınız.
Facebook'ta Paylaş
5 yıl önce
0 yorum